KRİTİK EŞİK (ÖZ ELEŞTİRİ)

Share

 

Aradan kaç hafta geçti. Vicdan azabım hala dinmedi. Öyleyse yazmaya değer, diye düşündüm:

Psikolojide ‘kritik dönem’ dedikleri bir kavram var. Benim anladığım, her şeyin bir yeri ve zamanı vardır, anlamına gelir. Vakti gelenin icabını yerine getirmezsen, icabın vaktini bekler durursun ömür boyu…

Bu sefer, olumsuz örneği, bizzat kendimden vereyim. Öyle ya, insan hep en iyi tarafını sergiler. Bencilliğini, duyarsızlığını, kötü tarafını görmez, göstermez.   

Birkaç hafta önce bir pazar günü, çocuklarla gezmeye çıktık. Mehmetli Barajı’nın dibine inip tezgâhı kurduk.  Dibine diyorum, çünkü barajın bu kısmı kışın sularla dolu olur. Yazın sulamada kullanıldığı için boşalır. 

Yaktık semaveri, çayı demlemeye koyduk. Ardından yemek hazırlıklarına giriştik. Buna göre hazırlığımız vardır her zaman. Bir alüminyum tencere, mangal vs…

Etrafta kimseler yok. Yemeği ateşe koyunca sebzelerin kokusu etrafı sardı hâliyle. Birkaç dakika sonra yukarıdan bir ses duydum: 

– Ne yapıyorsunuz orada?

– Yemek, çay yapıyoruz.

– İyi iyi, afiyet olsun. 

– Buyur çay ikram edeyim.

– Yok, sağ olun. 

Ben işime döndüm. Adam biraz ötede taşların üzerine oturdu. Düzlükte koyunlarını gözlemeye  koyuldu. 

Dağların arasında, harika doğa manzarası; aşağıdan türkü söylercesine akıp giden dereciğin sesi eşliğinde, âdeta insanın ruhunu dinlendiriyordu.

Yaklaşık yarım saat sonra yemek hazır oldu. Sofrayı kurduk. Eşim ısrarla, adama yemek götürmemi söylediyse de ben pek istekli davranmadım. Bunun çeşitli sebepleri vardı kendimce. Fazladan tabak, kaşık yoktu mesela.

Aslında plastik bir tabak vardı. İçine yemek koyup üzerine bir dilim ekmekle götürebilirdim ama nedense gevşek davrandım. Eşim biraz daha ısrar edince, tamam birazdan götürürüm diye geçiştirdim. O şekilde götürmeye utanıyor muydum acaba, yoksa tamamen duyarsızlık mı, şu anda bile kestiremiyorum. 

Yemeğin sonuna doğru, kalkıp eşimin dediği şekilde plastik tabağa yemek koydum. Üzerine bir dilim ekmekle adamın oturduğu yere doğru yürümeye başladım. Baktım ki kimseler yok. Küçük yokuşu tırmandım, düzlüğe baktım etrafta ne koyunlar var ne de adam. Gerisin geri döndüm, geldim. 

Çok belli etmesem de içten içe çok üzüldüm. Tembellik mi dersiniz, kendini beğenmişlik mi dersiniz (adama plastik tabakta yemek ısmarlamak bana yakışır mı, düşüncesi?) yoksa duyarsızlık mı… Siz bilirsiniz gayrı.  Size ve kendime ancak şunu söyleyebilirim; hayatta her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Bir kritik eşiği, maya tutma ânı…

Yemeği indirir indirmez, adama ikram etmeliydim. Tabak yok, kaşık yok, bilmem ne… Bu tür garipliklerin girdabında boğulmamalıydım. 

Şimdi kim bilir adamın canı çekmiştir. Kokusu hoşuna gitmiştir. Bakmış ki sofraya oturduk, bir işaret de yok, çekip gitmiştir. Muhtemelen adamın günahına girdim. En önemlisi de kritik eşiği geçemedim. 

Her olanı hayır, her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil, demiş büyükler. İyilik yapmanın, ikramda bulunmanın, ihtiyacı olana yardım etmenin vakti saatini her zaman biz belirleyemeyiz. Bazen de o vakit gelir çatar kapımıza. Aslında en değerlisi de odur. Onu da ben kaçırdım bu sefer.

***

İzzet Irmak

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 341 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.