KOLTUK DEĞNEKLERİ (ÖYKÜ)

Share

 

 

“Bugün hangi biriniz yürüyerek buraya gelebildiğiniz için Allah’a şükrettiniz?”

…?!

Soru, her biri kendi işini halletmek için koşuşturan insanlarla dolu, herkesin konuştuğu ama kimsenin kimseyi duyamadığı bu ortamda sanki filmi durdurmuştu. Birkaç saniye boyunca sadece koridordaki süslü duvar saatinin tik tak sesleri duyulmuş, neden sonra bilgisayar başında oturan memurun “buyurun beyefendi, bir şey mi istediniz?”  cevabıyla ortam tekrar canlanmaya başlamıştı.

İsmail, iyice eskidiği her halinden belli olan koltuk değneklerinin, krem rengi parlak fayanslara temasından çıkardığı bitkin ses eşliğinde kendisine cevap veren memurun önüne birkaç hamlede ancak gelebildi. “Artık dayanamıyorum, biraz oturabilir miyim?” diye memurun yanı başındaki boş iskemleyi gösterdi.

“Görmüyor musun kardeşim, bir sürü insan var sırada, sen de sıraya girsene!” derken İsmail’in yüzüne bile bakmadan işine devam ediyordu.

Umutsuzca, bir telaşla çalışan memura; bir de sırada bekleşen mat bakışlı, robot gibi duran insanlara baktı. Koltuk değneklerinden birini diğer eline alırken gömleğinin cebinden çıkardığı kâğıt mendil ile boncuk boncuk terleyen yüzünü silmeye çalıştı.

Kim bilir, belki de biraz zaman kazanmak istiyordu. Belki kendisini fark eden veya sesini duyan birileri olabilirdi.

Ama olmadı, hiç kimse İsmail’e “buyur yerime geç” demedi. Yüzüne bile bakmadan sıraya geçmesini isteyen memur’a hiç kimsenin itiraz etmemesi kanına dokunmuştu. Onu bir yana bırak, buyur benim sıram senin olsun, diyen bir insan evladı çıkmaz mıydı?

Hem kendisi de zaten burada çalışacaktı. Evet, ortalık çok kalabalık ve herkes çok yoğundu ama sesini duysalar belki de onlara yardımcı olacak işin bir ucundan da o tutacaktı.

Büyük bir hayal kırıklığı ile insanların arasından sıyrıla sıyrıla odadan çıkarken adeta sürünüyordu. Hani insanlara güvense elindeki değnekleri yere bırakacak, öylece yerlere yığılıverecekti, koridorun orta yerinde. Ama nerde…

Kendisine çarpa çarpa sağa sola koşuşturanlara aldırmadan, sağ elindeki koltuk değneğine iyice yapışıp sol elindeki değnekle birkaç defa yere vurdu. Yarı ağlamaklı bir sesle avazı çıktığı kadar tekrar bağırdı:

 “Bu gün hangi biriniz yürüyerek buraya gelebildiğiniz için Allah’a Şükrettiniz?”

Üç gündür çektiği bütün çileleri sesine yükleyerek dışarı atmak istiyormuşçasına bağırdı sanki. Herkesin bir saatte halledebildiği işleri sabahtan beri bir türlü bitiremiyordu.

Zar zor da olsa hükümetin özürlü memur alımı sınavlarını kazanarak buraya atanmıştı. Bunu öğrendiğinde, sevinçten elindeki değneği bırakıp gözlerinin içine anlamsız anlamsız bakan kardeşlerinin üstüne atlamış, hatta onlara sarılmaya çalışırken yere düşmüştü.

Ne de olsa annesi ve dört kardeşine bakmak zorundaydı. Yıllardır annesinin insanüstü gayreti ile kıt kanaat, yarı tok yarı aç geçinmeye çalıyorlardı. Zavallı kadın, her gün yalvar yakar adam olmasını tavsiye etmiş, bir iş bulup geçimlerine yardımcı olmasını istemişti.

Oysa kendisi başka havalardaydı. Şu sokak senin o sokak benim, aylak aylak dolanmış, evin geçimliğine yardımcı olmak bir yana, bir de yük olmuştu zavallı anacığına.

Daha bir yıl öncesine kadar annesinden aldığı harçlıkla geçinirken, arada bir bulduğu ayak işlerinden kazandığı üç beş kuruşu da kendisi gibi boş boş gezen arkadaşları ile harcıyordu.

Geçen yıl bu vakitlerde, bir sabah vakti, birden bire ayaklarının tutmayışı hem kendisini hem de tüm mahalleyi şoke etmiş, zavallı annesi çalmadık kapı bırakmamacasına onun iyileşmesi için aylarca uğraşmıştı.

Hiçbir tedaviye cevap vermeyen bu durum doktorları da şaşırtmış, nitekim aylar süren çalışmalar sonucunda da herhangi bir teşhis koyamamışlardı. 

Kendisi günlerce ağlamış, bunalıma girmiş, hatta birkaç defa intihara bile kalkışmıştı. Bereket versin ki annesinin haberi olmuş ve kurtulmasına vesile olmuştu. Zaten zar zor geçinen ailesini bu hale düşmekle iyice zora soktuğunu düşünmek onu yıpratıyordu.

Eskiden olsa her zaman yaptığı gibi kendisine benzeyen haylaz arkadaşlarını bulur dere tepe demeden dolanır kafayı dağıtırdı. Ama ya şimdi…

İsmail, bütün bunları ışık hızıyla aklından geçirirken; annesinin sürekli tevekkül ve sabır tavsiyeleriyle kendisine moral verişini de hatırladı. “oğlum, başa gelen her şey Allah’ın bir takdiridir. Ne olur kendini daha çok yıpratma. Görüyorsun, zaten zor geçiniyoruz, kardeşlerin okusunlar diye neler çektiğimi biliyorsun.” derken kim bilir ne acılar çekiyordu belli etmeden.

Ve nihayet…

O zamana kadar pek de görüşmediği, daha doğrusu uzaktan görmeler dışında hiç görüşmediği komşunun büyük oğlu Hasan’ın tavsiyesi üzerine kitap okumaya ve ders çalışmaya başlamıştı. Meğerse hayat hiç de kendisinin ve arkadaşlarının bildiği gibi değilmiş.

Öğrenmesi gereken o kadar çok şey vardı ki bu dünyada. Sırf bunun için durmadan okumalıydı. Öyle de yapmıştı. O kadar ki, saatlerce elindeki kitaba dalar, çoğu zaman da bitirmeden bırakmazdı.

Liseyi bitireli yıllar olmuş, gazetelerin magazin ve spor sayfaları ile işyerlerinin tabelaları dışında pek de okuma alışkanlığı olmadığı halde şimdi ona kitap yetişmiyordu. İlk başta sırf sıkıntısını unutturduğu için okuduğu kitapları şimdi daha başka bir gözle okuyor, bazen sayfalara notlar düşerek yazılanlara müdahil oluyordu.

Yine Hasan’ın tavsiyesi üzerine; özürlü memur alımı ile ilgili araştırmalar yapmış ve girdiği sınavda son derece iyi bir puan alarak memuriyete atanmıştı. Okuduğu kitapların da etkisiyle düzelen morali sayesinde ayakları da az biraz tutmaya başlamış en son gittikleri doktor koltuk değnekleri ile yürüyebileceğini söylemişti.

Bir insan koltuk değnekleri ile yürüyecek diye sevinir miydi? O sevinmişti, hem de atanmış olmanın da etkisiyle havalara uçmuştu. Annesi, kardeşleri, kendisi, bir de Hasan… Herkes ama herkes sevinçten havalara uçmuştu.

Sadece bir yıl önce aylak aylak ortalıkta dolaşan bir serseri iken; birden bire ayaklarının tutmayışı, yaşadığı o bunalımlı geceler, intihar girişimleri ve şimdi geldiği durum…

Bütün bunları düşündüğünde, acaba başına gelen felaketler kendisi için bir rahmet miydi diye düşünmekten kendini alamıyordu. İyi bir üniversiteden birkaç yıl önce mezun olan ve doktorasını bitirmek üzere olan Komşusu Hasan ise onun can ciğer dostu olmuştu. Zaten Hasan’ın kitapları olmasa ne yapardı onu da bilmiyordu ya, neyse…

Memuriyete atanmıştı atanmasına da daha şimdiden sevinci kursağında kalmıştı. Keşke “oğlum ben de seninle geleyim hiç olmazsa biraz yardımcı olurum.” Diye defalarca üsteleyen annesini dinleseydi…

Neyse, dünyada ne işler var ki hal olmuş, bu mu olmayacak…

Nasıl olsa artık yatağa bağlı değildi ya, kendi işini de kendisi halledebilirdi. Hem görevine başladıktan sonra, hemen bir ev tutacak, annesi ve kardeşlerini de yanına alacaktı. Dededen kalma kendi evlerini ise birkaç tamirattan sonra kiraya verecek, böylece yıllardır türlü türlü çileler çeken anacığına da rahat bir nefes aldıracaktı.

Bütün bunları düşünürken arkasındaki kapının açıldığını ve kurum müdürünün kendisine doğru geldiğini görmedi bile. Omzuna dokunan eli hissedince birden irkildi.

“Arkadaşlar! Neden beyefendiye yardımcı olmuyorsunuz? Durumunu görmüyor musunuz?” sorularına “Müdürüm halimizi görüyorsunuz, çok yoğunuz, biliyorsunuz yarın girişler için son gün.” gibisinden cevap verenlere karşılık vermeden İsmail’e; odasını göstererek, “benim odama buyurun lütfen…” dedi kibarca.

İsmail çölün ortasında vaha bulmuş gibi odaya yöneldi, yönelirken de müteşekkir ve mütebessim bir yüz ifadesiyle bütün durumunu bir çırpıda anlattı. Odadaki sandalyeye otururken koltuk değneklerini alarak kendisine yardımcı olmaya çalışan müdürün “demek buraya memur olarak atanan arkadaş sensin ha, iyi o zaman, sana bir çay ısmarlayayım da hemen işe başla” dedi tebessüm ederek. “Görüyorsun işlerimiz çok yoğun, madem bilgisayardan iyi anlıyorsun, arkadaşlar yapacağın işi anlatsınlar da hemen başla…”

İsmail, bütün yorgunluğunu, kırgınlığını bir kenara bırakıp, sabahtan beri ilk defa kendisini adam yerine koyan bir insan olarak müdüre defalarca teşekkür etti. “Peki, benim işlemlerimi kim yapacak müdürüm?” sorusunu sormayı düşündüğü sırada, müdür bey personel şefine talimat veriyordu: “Ali bey, İsmail bey yeni memurumuz, kendisine çalışma masasını ve yapacağı işi gösterin de hemen başlasın, onun iş ve işlemlerini takip etmek için ise yardımcı hizmetlilerden birini görevlendirin. Eğer size zahmet olmayacaksa ve sizin alt kat hala kiralıksa kendisine yardımcı olun da bir baksın. Annesi ve kardeşlerini de getirecekmiş yakında…”

İsmail, şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşıyordu. Üç gündür, sağlam insanın bile dayanamayacağı bir sürü sıkıntıya katlanmak zorunda kalmış, nerdeyse yeniden hayata küsmüştü. Ama şimdi karşısında duran ve kendisi ile neredeyse aynı yaşlarda olan müdürün dostça tavırlarıyla yeniden hayata tutunmaya başlamıştı. O kadar mutlu idi ki; değil görevini, isteseler tüm memurların görevlerini de yapmaya hazırdı.

Bir an için “oh!” çekti içinden.

Personel şefi: “Tamam müdür bey kendisine yardımcı oluruz. Bu akşam da evime misafir edebilirim.” dediğinde kanatları olsa uçabileceğini düşündü…

“Müsaadenizle müdürüm, ben işime başlayayım o zaman” diyecekti ki; müdür; “İsmail bey, sen az önce koridorda bağırıyordun ya, tam olarak ne demiştin?”

İsmail’in gözleri buğulandı. Bir ömür boyu her an kendilerinin emrine verilen ayakların farkında olamayan insanları ve kendisinin de bu duruma düşmeden önceki halini kısaca anlattı.

Sırf ayaklar için bile ömür boyu Allah’a şükredilmesi gerekirken; kendilerine verilen göz, kulak, akıl gibi sayısız nimeti tepe tepe kullanan insanoğlunun nankörlüğünden bahsetti.

En ufak aksilikte isyan bayrağını açanları, istese dünyayı değiştirecek iradesini kullanmayı beceremeyip, yanlış yollarda menzile varmaya çalışanları, mutlu olması için kendisine sunulan her türlü nimeti bir şekilde kötüye kullanarak veya kullanmayı beceremeyerek onu mutsuzluğa çevirenleri bir bir sıraladı… 

“Ben şu anda, koltuk değnekleri olmadan, yan odaya geçebilmek için bile neler vermezdim. Ama maalesef burada bulunan hiç kimse bunun farkında değil. Yazık ki ben de yakın zamana kadar öyleydim. İnsan elindeki nimetin kıymetini onu kaybetmeden anlamıyor işte.” sözlerinden sonra müdür beye teşekkür ederek ayağa kalmak için koltuk değneklerine doğru uzandığı sırada müdür bey çevik bir hareketle kendine yardımcı oldu.

İsmail odasına doğru ilerlerken bütün sıkıntıların içinde kendisine bu kadar nimet bahşedene şükretmenin gizemli hazzını yaşıyordu.  (2011 Batman)

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 340 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.