İyi insanlar erken mi ölür?

Share

 

***

Yakın zamanda çok değer verdiğim bir insanın ölüm haberini aldım. Yüreğimdeki buruk acıya ince bir tebessüm eşlik etti. İnsan sevdiği birinin ölüm haberini alınca yüzünde nasıl bir tebessüm olabilir ki?

Tebessüm her zaman sevinci, mutluluğu ifade etmez. Bazen de geçmişin bıraktığı güzel hatıraların bitişine duyulan özlemi ifade eder. Bendeki işte öyle bir tebessüm… Ağız hafif açık, dudağın sağ kısmının az daha yana kaydığı tebessüm.

Kemal amcanın vefat haberini alınca sarsıldım. Bir süre anlam veremedim. Üstelik uzun zamandır görmediğim ve görüşmediğim halde her gün görüşüyormuşum gibi etkilendim. Hemen yanı başımda yitip gitmiş gibi hissettim.

Ölümlü dünya. Bir varsın, bir yoksun. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun dediği gibi, üç günlük dünyada fırıldak olmaya gerek yok. İnsan gibi yaşayıp insan gibi ölmek, ardından buruk bir tebessüm bırakmak en büyük zenginlik… Tıpkı Kemal Kırar gibi. Adam gibi.

Kemal amcanın benim için neden bu kadar önemli olduğunu, bir hatıra ile anlatmazsam ona karşı vefasızlık etmiş olurum. Zira çok doğal ve güzel bir insandı:

Liseyi bitirip üniversiteye başladığım seneydi. Pek çok arkadaşım gibi ben de burs ve barınma derdine düşmüştüm. O zamanlar, “Öğrenim” ve “Başbakanlık” burslarının yanında bir de Milli Eğitim Bakanlığı bursu vardı. Diğerlerine nispeten daha iyi ve aylık ödenen bir burstu. Sadece öğretmenlik bölümlerine ilk beşte yerleşenlere veriliyordu.

Ben, Anadolu Öğretmen Lisesi mezunu olup öğretmenlik bölümüne yerleştiğim için sıralamaya bakmadan bana da burs çıkmıştı. Diğer burslara başvurmada takip edilen işlem yollarına ek olarak, bu bursu almanın ilk şartı maaşlı iki kefil bulmaktı. Galiba, öğrenci okulu bitirmeden ayrılırsa parayı geri almak içindi bu. Özetle, okulu bitirmezsen aldığın bursu geri vereceksin, diyordu devlet. Bunun için de iki kefil istiyordu. Aslında iyi bir yöntemdi. Okumaya, çalışmaya teşvik eden bir yöntem.

Burs evraklarını alıp, diğer işlemleri de hallettikten sonra babamı aradım. Durumu anlattım. Şevket amcam zaten memurdu. Bir de Kemal amca var. Devlette işçi. Onlara gitmemi salık verdi.

Ekim ayının son günleri. Van’da sonbaharın sonları… Bilenler bilir, Van’ın Rus pazarları meşhurdur. Adları Rus pazarı ama bildiğiniz semt pazarının yerleşik hali. Her şey bulunur.
Piyasaya göre nispeten ucuz, oldukça hareketli yerler. Kemal amcanın da orada bir giyim dükkânı vardı. Bizim minibüs durağına daha yakın olduğu için önce ona, sonra Şevket amcama gitmeye karar verdim. Doğruca Kemal amcanın dükkânına yöneldim.

Sanırım ikindi vaktiydi. Kapıda beni görür görmez ayağa fırladı. Vay yeğenim, deyip beni kucakladı. Bir şey dememe fırsat vermeden önce çay istedi sonrada köfte ekmek. Aç değilim desem de fayda etmedi. Çok samimi ve tez canlı bir insandı Kemal amca. Hep uçlarda yaşardı. Aniden parlar, aniden yumuşar, aniden sevinir, aniden üzülürdü. Eşi dostu için canını verirdi. Nevi şahsına münhasır bir adamdı, adam gibi adamdı vesselam.

Yemek, çay ve hal hatır sorma faslından sonra nihayet derdimi anlatabildim. Bu bursu alabilmem için bana iki kefil lazım olduğunu, okulu bitiremezsem parayı geri alacaklarını usulünce anlattım. Ötesini dinlemedi. Her zamanki gibi aniden yerinden fırladı. Nereye imza atayım yeğenim, demesiyle kâğıtları elimden alması bir oldu. Okumadan, gösterdiğim yeri imzaladı.

Ee diğer kefil kim olacak yeğenim, dedi kâğıtları bana geri verirken. Teşekkür edip Şevket amcama gideceğimi söyledim.

Kaşlarını çattı. Biraz düşündü. Sonra yine ani bir hareketle ayağa kalktı. Elimden kâğıtları kaptığı gibi kapıya yöneldi. Olmaz, dedi. Onun işyeri uzak. Ne gerek var bir imza için ta oraya gitmeye. Şu pazarda kaç tane maaşlı arkadaşım var. Birine imzalatırım, dedi.

Etme eyleme, ben giderim, dediysem de sesimi duyuramadım. O önde ben arkada, bir dükkânın önüne vardık. Elli yaşlarında bir adamdı sahibi. Bizi iyi karşıladı. Kemal amca, öyle uzun cümleler kurmayı ve izahat yapmayı sevmezdi. Yeğenimin bursu için kefil lazım, imzala şu evrakı, deyip kâğıtları masasının üzerine koydu.

Adam biraz düşündü. Renkten renge girdi. Belli ki imzalamak istemiyor ama muhatabına da bunu nasıl ifade edeceğini bilemiyordu. “Kefil” lafını duyunca adamın rengi kaçmıştı. O vakitler kredi çekip ödemeyenler, borcu kefile takıp kaçanların hikâyeleri dilden dile dolaşıyordu. Belki de haklıydı adam.

Aslında ilk defa o yıllarda başlamıştı bu tür bozulmalar. Ben ilkokuldayken, dedem veya babam sürüyle koyunu tüccarlara borç verir, senetsiz sepetsiz bir yıl sonraya vade koyarlardı. Adamlar bir yıl sonra gelir, bir gece misafir olur, borçlarını öder giderlerdi. Herkes böyleydi. Sözün senetten kıymetli olduğu zamanlardı.

Kemal amca, kim bilir ne iyilikler yapmıştı da o güvenle dayanmıştı adamın kapısına ama adam da bozulan devrin etkisi altındaydı belli ki.

Kekeleye kekeleye, kusura bakma Kemal, ben yemin ettim, kefil olmam, yoksa seni kırar mıyım hiç, dedi oldukça mahcup bir şekilde.

Az önce dükkâna büyük bir keyifle giren o değilmiş gibi birden sinirlendi. Eli ayağı birbirine dolandı. Adamın üzerine yürümeye ona ağır sözler söylemeye başladı. Senin işin düşünce, hiç düşünmeden hallediyorum; ama benim sana bir isim düştü, nazlanıyorsun, ne biçim adamsın sen…

Evraklarımı ve burs işini unutmuş, Kemal amcayı tutmaya çalışıyorum. Yoksa başımıza bir iş gelecek. Neyse, zar zor çıktık oradan.

Yapma Kemal amca. Ben şimdi gider hallederim. Sen gel dükkânına geri dön. Üzerine düşeni yaptın, Allah razı olsun, dedim ama nafile.

Olmaz yeğenim olmaz. Sen bir öğrencisin. Öğrencinin işini halletmek sevaptır. Üstelik ailemizden biri üniversite okuyacak, ona yardım etmeyelim de kime yardım edelim. Bakma sen bu adama. Ona yaptığım iyilikler eline dizine dursun. Biz şimdi hallederiz. Hem bu benim için şeref meselesi oldu, halledeceğim, diye tutturdu.

Kemal amca önde, ben arkada kaç dükkân, kaç tezgâh dolaştık; kaç kişiyle kavga edecekken insanlar araya girdi hatırlamıyorum.

Hatırladığım, yorgun bir şekilde onun işyerine döndüğümüz ve onu yatıştırmak için oğlu Şakir abi ile birlikte epey uğraştığımız…

Daha sonraki zamanlarda yine arada onunla görüşmeye devam ettik. Ne zaman işim düşse yardımcı olmaya çalıştı. Öyle karşılık, çıkar, menfaat bilmeyen bir adamdı. Dosdoğru bir adam…

Düşünüce, iyi insanların ölümü hep erken mi oluyor, diyorum. Yaşı ne olursa olsun, erken mi?

Vefat haberini Cumartesi günü aldım. Cuma gecesi 22.30 (21.05.2021) gibi vefat etmiş. Kendisi ömrü boyunca etrafındakilerin tebessüm kaynağı oldu ama yakalandığı amansız hastalık onun yüzüne gülmemiş anlaşılan. Mekânı cennet olsun Kemal Kırar amcanın.

25.05.2021
İzzet Irmak

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 359 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

2 yorum

  1. İzzet hocam bu güzel insan Allah’tan rahmetler diliyorum. Bundan sonraki hayatınızda da bu Kemal amca gibi iyi insanlarla karşılaşmanın diliyorum. Allah, cümle geçmişlerinize rahmet eylesin inşallah.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.