İFTARA NE KADAR VAR? (öykü)

Share

 

(Ramazan Günlüğü 7)

***

Sanırım daha ilkokula gitmiyordum ya da ilkokul birinci sınıfta idim. Yine böyle, bahar mevsimine denk gelen bir ramazan ayıydı. Köyde yaşıyoruz tabi. Dört arkadaş oruç tutmaya karar vermiştik. Akşamdan hepimiz ona göre hazırlıklarımızı yapmıştık.

Ailem sahura kaldırmaz diye, büyük bir korkuyla uyuduğumu hatırlıyorum.  İlk defa tam gün oruç tutacaktık. Diğer gün erkenden çeşmenin başında toplandık:

“Sahura kalktın mı?”

“Evet, sen?”

“Ben de kalktım.”

“Oruç tutacak mısınız?”

“Evet.”

“Evet, söz verdik ya?”

Söz vermiştik. Tam gün oruç tutacaktık. Haydi, oyuna öyleyse. Şimdiki gibi oyuncaklar yok. Tellerden, tahtadan, çamurdan yaptığımız oyuncaklar… Eski bezleri birleştirir, onları dikerek top yapardık. Şimdiki çocukların beğenmediği üç beş liralık plastik toplar bizim için büyük bir lükstü. Normal futbol topunu ise ancak hayal ederdik.

Bir süre oynadık, eğlendik. Bizim köy yüksekçe bir yerde. Güneşi yakıcı, gecesi ve gölgeleri serin olur. Normal zamanlarda oyuna daldık mı akşam olduğunun farkına bile varamazdık. Ama bu sefer öyle olmadı. Bir türlü geçmiyor vakit. Yanlış hatırlamıyorsam bir arkadaşımızda saat vardı. Dedesinin köstekli saatini bir şekilde ele geçirmiş, güya zamanı kontrol edeceğiz. Meğerse o saat bizim kâbusumuz olacakmış o gün.

“Saat kaç?”

“Dokuzu çeyrek geçiyor.”

“Öfff hiç geçmiyor vakit.”

“İftara çok var mı?”

“Akşama kaç saat var?”

“Oooo daha çok var.”

Birkaç dakika sonra yine aynı muhabbet.

“Saat kaç?”

“Ona çeyrek var.”

“İki saattir oynuyoruz, daha bu kadar mı geçmiş.”

“Dedenin saati bozuk olmasın?”

“Neden bozuk olacakmış oğlum. İki de bir sorup duruyorsunuz, geçmez tabii.”

“Öff geçmiyor.”

Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu o gün. Halbuki normalde oyuna daldık mı…

“Saat kaç?”

Evet, saat bozuyordu her şeyi ama biz bunun farkında değildik.

Baktık olmuyor. Bir kere büyük de konuşmuşuz, akşama kadar oruç tutacağız. Bir çözüm yolu bulduk. Dağları tepeleri gezmeye çıkalım, dedik. Falanca yere gitsek, oradan filanca yere… Derken akşam olur zaten.

Teklif, hepimize mantıklı geldi. Hem de çok mantıklı. Saati sora sora bunalıma girmiştik. Bu fikir iyi gelmişti.

Dağları tepeleri aşarak yürümeye başladık. Her tarafta buz gibi sular kaynıyor. Her taraf rengârenk çiçeklerle dolu. Uzaktan kuzu melemeleri, kuş seslerine karışıyor. Biz bir yandan yürüyoruz, bir yandan da saati soruyoruz. Yine geçmiyor arkadaş, yine geçmiyor.

Epey yürüdükten sonra iyice yorulduk. Hepimiz halsiz düştük. Öğle ezanı okunmuştu tahminimce. Köyden de epey uzaklaşmıştık. Harika bir pınarın başında oturduk. Elimizi yüzümüzü yıkıyoruz, boynumuza sular atıyoruz ama bir türlü geçmiyor susuzluğumuz.

“Sen ağzına su mu aldın?”

“Yok ya, ne alakası var.”

“Aldın aldııın!”

“Asıl sen aldın.”

“Oğlum bozdunuz mu oruçları?”

“Boşuna mı çektik onca zahmeti”

Evet, hepimiz de bozmuştuk oruçlarımızı. Çektiğimiz zahmet boşuna mı gitmişti bilmiyorum. Zaten orucu da kendimiz için tutmamıştık. Akşama kadar durabilseydik, evdeki büyüklere satacaktık hâsıl olan sevabı. Birkaç kuruş yolumuzu bulup bakkala dadanacaktık.

Kartlı sakızlar alacaktık. Eğer bir takımın tüm oyuncularının kartlarından oluşan albümü tamamlayabilseydik, arkasında yazan adrese gönderip futbol topu kazanacaktık. Gerçi daha hiç kazanan olmamıştı ya, olsun. Hayali bile güzeldi. Sakızlar kadar da tatlı…

Şişene kadar, buz gibi pınarın suyunu içtikten sonra, ne kadar acıktığımızı hatırladık. Artık saati soran da yoktu, sıkıldık diye canımızı sıkan da. Allahtan, bahar mevsiminde bizim oranın otları boldur. Kiminin yaprağı, kiminin kökü lezzetli olur. Öyle dalmışız ki arada çayır bile yemişiz.

Karınlar doyduktan sonra, deli danalar gibi ortalıkta koşuştuğumuzu, göletlerde yıkandığımızı hatırlıyorum.

O saate kadar geçmeyen meret zaman, bir anda geçivermişti. Köye vardığımızda ezan okunmak üzereydi. Evdekiler bizi merak edip birbirilerine sorup durmuşlar meğerse. Gerçi her gün akşama kadar dışarıdaydık ama bu sefer, oruç oruçlu ne halde olduğumuzu, merak etmişler.

Gerçi iftar sofrasına oturduğumda bir oruçludan farkım yoktu. Çok yorulmuş ve çok acıkmıştım. Daha sofra kalkmadan uyuyakalmışım meğerse. Bir sonraki gün mü?

Onu hatırlamıyorum ama o sene ramazanda bir tam gün oruç tutmayı başardığımızı hatırlıyorum. Ee, artık tecrübemiz de vardı. Kırlarda gezmek yerine bahçede oynamıştık akşama kadar.

“Ah o eski ramazanlar” diyoruz ya; acaba, gerçekten özlediğimiz, o eski ramazanlar mı? Zamanında, ramazan’la ilgili bazı eski metinlere denk gelmiştim. Yüzlerce yıl önce, yine aynı şekilde, o dönemin insanları da “ah o eski Ramazanlar” deyip duruyorlarmış.

Demem o ki yüzyıllardır aynı şey söyleniyor. Gerçekten aranan o eski ramazanlar mı? Hangi eski ramazanlar? Âcizane kanaatimce; aranan eski Ramazanlar değil, aranan insanoğlunun çocukluğudur, gençliğidir, geçmişidir.

Yani insanoğlu aslında ramazan’ın değil, kendisinin eskisini arıyor. Acaba zamanda yolculuk mümkün olsa, insan eskisine dönebilse, gerçekten de bunu ister mi?

Tabii ki deney yapılabilecek bir şey olmadığını biliyorum. O yüzden, şu an için en azından soru aşamasında kalacak. Fakat yine de geçmişte yaşanan birtakım olaylar, zor da olsa, acı da olsa, tatlı da olsa, en nihayetinde insanın zihninde iç gıdıklayıcı bir hatıra olarak kalıyor.

Sanırım, insan kırkından sonra, o tatlı hatıralara yavaş yavaş yapışmaya, ve onlarla yaşamaya başlıyor. Çünkü kırkından sonra, artık hayat inişe doğru geçiyor. İnsanoğlu, hayatın en kaygısız sorunsuz geçtiği dönemlerini arayarak, o dönemler içinde yaşayarak, bir şeyler bulmaya ve hayata tutunmaya çalışıyor.

***

İzzet Irmak

#ramazangünlüğü www.izzetirmak.com

BU HİKAYENİN GEÇTİĞİ YERLERDEN BİRKAÇ MANZARA (VAN-PİRGARİP)  FOTO: SEMİH ŞENGÖNÜL 

 

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.