GEÇMİŞİN İZİNDEN GELECEĞİN HIZINA (Bir Malazgirt Öyküsü)

Share

 

(Ramazan Günlüğü 17)

***

Sabah namazını müteakip biraz Kur’an okudu ve bir süre tefekkür etti. Cuma müminin bayramıdır, diye düşündü. Tıpkı şehadet gibi, Allah için ölmek, Allah için yaşamak gibi…

Güneş yukarılara tırmandıkça görevliler, beyler, ağalar, kapıdan girip çıkmaya başladılar. Gelen istihbarat bilgileri Bizans ordusunun korkunç kalabalığını ve dağları taşları saran çadırlarını anlatıyordu.

Çok öncesinden buralara gelmiş gönül erleri ile de görüşülmüş ve her türlü bilgi alınmıştı. Halk Bizans’tan memnun değildi. Bu bölgede İslam ile şereflenmiş ne kadar insan varsa Sultan’ın ordusuna dâhil olmuştu.

Sadece Müslümanlar değil, az da olsa, gayr-i müslimlerden bile katılım vardı. Bıkmışlardı Bizans’ın yerli yersiz baskılarından, halkı anlamaktan uzak yöneticilerinden ve zayıfı, köylüyü, garibanı yok sayan düzenlerinden.

Onlar, her ne kadar Müslüman olmasalar da nâmını çokça duymuşlardı Sultan Alparslan’ın ve haksız yere karıncayı bile incitmeyen ordusunun. Üstelik bunu bilmeyen yoktu Anadolu’da.

Bizans ne kadar uğraşsa da Müslümanları kötü göstermek için, boşunaydı.

Bir kere yola çıkılmış, başlangıç noktasına göre, Allah’ın da yardımı ile dikkate değer bir güç olmuşlardı.

Ama yine de en az beş kat daha fazlaydı düşman ordusu.

Anlatılanları dikkatle dinleyen ve her ihtimali büyük bir titizlikle hesaplayan Sultan Alparslan, asla bir yılgınlık ve korku belirtisi göstermiyor, aksine kararlılığı artıyordu.

O, büyük istişareler ve zamanın gereklilikleri doğrultusunda Allah için cihada karar vermiş ve bir yola çıkmıştı.

Düşünüyordu da; yola çıktığı ilk güne göre bugün orduya katılan Müslümanlar ve diğerleri birlikte ile sayıları kat be kat artmıştı.

Evet, düşmana göre sayıları çok azdı ama her gün her saat kendilerine dua eden Müslümanların ve Bizans’ın zulmünden bıkmış gariban halkın umudunu kıramazdı.

Bir ara yalnız kaldığında uzun uzun dua edip, rabbine arz-ı hal etti. Namazın yaklaştığı haber verilince kalkıp, gusledip hazırlandı. Beyaz bir elbise, bir kefen üzerine silahlarını kuşandı. Otağın kapısında kendisini bekleyenlerle birlikte namaz alanına doğru ilerledi.

Cuma namazından sonra Sultan Alparslan, ordusuna şöyle hitap etti:

“Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Ben, Müslümanların camilerde bizim için dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşmiş olur, yenilirsek şehid olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım; benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler.”

O kadar kararlı ve o kadar samimi bir sesle konuşmuştu ki, bunun etkisinde kalan askerler hep bir ağızdan şöyle haykırdılar:

“Ey Yüce Sultan! Her zaman senin emrinde ve seninle olacağız, nereye gidersen oraya gideceğiz.”

Sultan’ın üzerindeki beyaz elbiseyi gören askerler zaten mesajı almışlardı. Bugün cenk ve cihad günüdür, diye düşünmeyen bir tek asker bile yoktu. Heyecan çok büyüktü. Allah için yola çıkmak, Allah için yaşamak ve Allah için ölmek onların temel gayesi idi.

Sadece Müslümanların değil; diğer mazlum toplulukların da umudu olduklarını biliyorlardı.

Davalarının ila-yı kelimetullah olduğunu her biri tek tek biliyordu.

Sultan Alparslan’ın sesi, herkesin adeta iliklerine işliyordu:

“İşte şehitlik kefenim, savaş meydanında ölürsem beni bu elbise ile gömersiniz.”

Ordu hücuma geçtiğinde hiç kimsenin aklının köşesinden bile geçmiyordu yenilgi. Öylesine inanmış, öylesine azmetmişlerdi.

Cuma günü öğleden sonra başlayan savaş, güneş batarken sona erdi. Eşi benzeri görülmemiş bu meydan muharebesi, Sultan Alparslan ve İslam ordusunun zaferi işle sonuçlanmıştı.

Tekbirler, ağlamalar, sevinç ve hüzün aynı anda dolduruyordu Malazgirt semalarını. Zaferin sevinci ve şehit olamamış olmanın hüznü. Başka bir toplulukta olmayan muhteşem bir inanmışlık…

Tarihin en büyük meydan savaşlarından biri olan Malazgirt Savaşı, Müslüman Türk ordusunun kesin galibiyeti ile sonuçlandı.

Büyük komutan Alparslan’ın üstün savaş taktiği ve ila-yı kelimetullah için canını vermeye hazır askerinin cesaret ve kahramanlığı sayesinde elli dört bin kişilik ordu, kendisinden kat kat fazla olan Bizans ordusunu birkaç saat içinde darmadağın etmiş ve büyük bir zafer kazanmıştı.

Bu savaşta Bizans imparatoru Romen Diojen de esir alınmıştı. İmparator, savaşın galibi İhtişamlı Sultan Alparslan’ın huzuruna çıkarıldı. Sultan, imparatora çok iyi davrandı:

Zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın, diye sordu.

Diojen, bir fırın hazırlatıp sana çok kötü davranacaktım, diye cevap verdi.

Buna rağmen Sultan, İmparatoru affederek gönderdi. Âleme nizamla yeminli bir liderden bekleneni yaptı. Hem zaferi kazandı hem de gönülleri. Anadolu’nun kapıları bir daha kapanmamak üzeri Müslüman Türklere açıldı. Halk onları bir emniyet, adalet ve güven unsuru olarak bağrına bastı.

Vermek istediğim mesajı, bu gerçek hikâyedeki satır aralarında vermeye çalıştım. Son bin yılın belki de en önemli olaylarından biridir Malazgirt Zaferi.

Bugün ise bizler, kendimize sormalıyız, ben ne yapabilirim, diye. Bugün artık teknoloji, medya, sağlık ve tarım önemli. Hepsinden önemlisi bilgi.

Doğru bilgiye ulaşan kazanıyor. O zamanlar ecdadımız, zulüm altında inleyen insanların imdadına kılıcıyla yetişti ve yaklaşık bin yıl boyunca Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında düzeni, adaleti sağladı. 

Nereden geldiğimizi unutmayalım ki nereye gideceğimizi, nereye gitmemiz gerektiğini unutmayalım.

Geçmişin izini iyi sürelim ki geleceğin hızına yetişebilelim.

***

İzzet Irmak

#razamangünlüğü www.izzetirmak.com

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

2 yorum

  1. Woah! I’m really loving the template/theme of this site.
    It’s simple, yet effective. A lot of times it’s challenging to get that “perfect balance” between superb usability and appearance.
    I must say that you’ve done a fantastic job with this.
    Additionally, the blog loads super quick for me on Safari.
    Exceptional Blog!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.