DENİZ, MARTI VE ÇOCUKLAR

Share

Şu çocuklar bir âlem. Küçücük bedenlerine sığmayan kocaman yürekleri var. “İnsan” tanımının en özgün numuneleri gibi her biri.

Olabildiğine masum
Olabildiğine güzel
Ve olabildiğine saf…

Yumurtalık plajındayız. Nisanın başı. Hafta içi. Kimseler yok. Plajın, bana göre, en sevimli hâli. Şehir de son derece sakin.

Arabayı bir yere park edip kendimizi kumlara attık. Ayakkabı, çorap fora… Gökyüzü masmavi, deniz masmavi, martıların gözleri masmavi.

Bir ara, balık lokantasının görevlilerinden biri, balık artıklarıyla sahile geldi. Daha elindekileri dökmeden martı sürüsü tepemizde dolaşmaya başladı.

Bünyamin’e gün doğdu tâbi. Bir süre öyle oynadık.

Biraz da dingin dalgaların yaladığı kum şeridinde yürüdükten sonra, denizden uzakta, kumsalın öte başında oynayan; biri altı, diğeri dört yaşlarında iki kız çocuğu dikkatimizi çekti. Yanlarında kimseler yok. Oyuncakları falan… Aheste aheste oynuyorlar.

Oturduk, denizi seyretmeye başladık. Bizimkinin gözleri hala çocuklarda.

Eşim anladı meseleyi. Aldı Bünyamin’i, doğru çocukların oyun alanına. Giderken de yanlarına bir miktar bisküvi alarak tabii… Ben gitmedim, oturdum bekledim.

Beş dakika sonra gerisin geri geldiler.

Ne oldu oğlum, arkadaşların ile oynamayacak mısın, diye sordum. Sakin ama üzgün bir şekilde cevap verdi; anneleri, yabancılarla oynamayın diye tembihlediği için, izin vermemişler…

İçten içe kızdım ama beli etmedim. Eşimle birlikte aynı tepkiyi verdik: Aferin onlara annelerinin sözlerini dinliyorlar, dedik.

Bizimkinin içine dert oldu. Uzaktan uzağa izlemeye, bazen de iç çekmeye başladı.

Aradan on, on beş dakika geçtikten sonra baktım, o çocuklar bize doğru çekine çekine geliyorlar.

İyice yaklaştıktan sonra büyüğü, son derece kibar bir tavırla ve tam bir çocuk masumiyetiyle, siz bize bisküvi verdiniz ya onun için çocuğunuz bizimle oynayabilir, deyiverdi.

İnanılmaz. Etrafa baktım. Yine kimsecikler yok. Meğerse evleri, sahile bakan apartmanda imiş. Anneleri oradan izliyormuş. Babaları ise işte imiş. Çocuk işte. Bir anda anlatıverdi her şeyi.

Belki de onlardan izin istememiz, izin vermedikleri halde bisküvi ikramı ve ısrar etmeden geri dönmemiz onları etkilemiş, güven vermiştir, diye düşünüyorum.

Bizimkinin canına minnet. Koşa koşa katıldı onlara. Yaklaşık beş saat oynadılar kumda. Hem de kendilerini kaybedercesine. Arada çağırıp su içirmesem dili damağına yapışacak da haberi olmayacak ufaklığın.

Dedim ya gök mavi, deniz mavi, martıların gözleri masmavi… Dalıp gitmişiz biz de. Saatler akıp gitmiş. Deniz kadar insanı içine çeken, deniz kadar insanı ferahlatan, deniz kadar insana huzur veren başka bir tabiat unsuru var mıdır bilmem.

Buna bir de martılar eklenince…

Martılar, denize şiirsellik katar adeta. İkisine bir de çocukların neşesi eklendi mi, cansız kumlara hayat bahşeder adeta. Ruhlara sükûnet tevdi eder.

Zar zor oyundan aldık bizimkini. Daha doğrusu çocukların babası geldi ve onları götürdü de…

Çocuklar bir âlem hakikaten. Keşke insan, kişilik olarak hep çocuk kalabilse. Kim bilir belki de dünya daha güvenli bir yer olurdu…


İzzet Irmak
04.04.2019/Ayas



Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.