ÇAY KOKUSU VE ORUÇ

Share

 

Kerpiç duvara paslı bir çivi ile tutturulmuş eski saat kendisinden beklenmeyecek bir ahenk ile çalışıyor.

Tik tak, tik tak, tik tak…

Dili olsa da konuşsa duvarlar. Şen kahkahalardan yürek dağlayan ağlamalara, sevinçlerden üzüntülere, her doğan yeni bebeğin aşıladığı umuttan ebedi âleme göçenlerin arkasında bıraktığı burukluğa kadar…

Yarısı mutfak olan genişçe odanın limon desenli beyaz örtülü sediri gıcırdayarak üstündekinin horultusunu bastırma telaşında.

Emektar sedir. Kaç defa tamir gördü, kim bilir. Kaç nesil geçti üstünde horlayan.

Horrrr, horrr…

Gıcır, gıcır…

Dede üstüne konan sinekleri savmak için arada sağa sola dönüyor.

Her döndüğünde, karşı tarafta, tüp ocağında kaynamakta olan çinko çaydanlığı göz ucuyla kontrol ediyor.

Daha buhar çıkmıyor kapağına yakın delikten. Kendi elleriyle delmişti gençliğinde. Demek ki biraz daha uyuyabilirim, diye düşünüyor.

Bir uyuyor,horul horul…

Bir uyanıyor, hırıl hırıl…

Yıkanmış, demlikte yavaş yavaş kurumaya durmuş çayın kokusu baş döndürüyor adeta.

Oruç kolay da şu çay olmasa, diye düşünüyor.

Nasıl bir tutkudur bu. Bir zamanlar müptelası olduğu sigarayı bırakınca hepten çay bağımlısı olmuştu.

Nasıl kokuyor mübarek, nasıl da dayanılmaz kılıyor iftar saatini. Yarım saat bin saat sanki.

Yeniden tam dalmıştı ki suyun taşma sesiyle irkildi.

Aynı anda içerden gelen çığlıkla yerinden fırladı.

“Herif, heriiif!

Uyudun gene değil mi, gün boyu uyursun, bari iftara yarım saat kala uyanık kal be”

İhtiyar mahcup, önüne baktı. Tüpü kapatacağı sırada hanım hızla yetişti, söndürüverdi.

“Bir de sana güvenip bahçeye çıkacaktım, iyi ki çıkmamışım.”

“Ne yapayım hanım, torunlar gelecek diye bekliyorum, gelmediler bir türlü. Sen de gün boyu yemek yaptın. Uyumaktan başka iş mi kaldı bana.”

Suçu başkasına atarak konuyu değiştirmeyi çok severdi.

“Oğlunu aramadın mı, ne zaman gelecekler?”

Başını kaldırıp eski saate baktı.

Tik tak, tik tak…

Saat işliyordu.

“Yirmi dakika var, ne zaman gelecekler ya!”

Mızıkçı bir çocuk edasıyla omuzlarını silkti.

“Konuyu değiştirme herif, burada olmasanmevi yakardın ya da gazdan…”

Söyleyemedi devamını. Dili varmadı. Ne de olsa bir ömürdü gelip geçen. Bazı şeylerin lafı bile edilmezdi.

İhtiyarın morali bozuldu.

Bu sefer tutmamıştı planı, esaslı bir zılgıt dinleyecekti, belli.

Kaderine razı bir şekilde boynunu bükmüştü ki, bahçe kapısının sesiyle beraber torunların cıvıltıları duyuldu.

Gün doğmuştu ona, yaramaz bir delikanlı edasıyla kalkıp dışarı fırladı.

“Kaçamazsın ya herif, hele bir gitsin çocuklar…”

 

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 340 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.