BİSİKLET (öykü)

Share

 

(Ramazan Günlüğü 8)

***

Küçücük bir çocuktu. Mahallede sadece onun bisikleti yoktu. Babası, alacağım oğlum diyordu her seferinde ama aylar geçiyor yine de almıyordu. 

Alamadığını kendisi de biliyordu aslında. Babası fabrikadan maaşını aldığı her seferinde masanın başına geçiyor, saatlerce hesap yapıyordu. Annesi ile konuşmalarını dinlemiyormuş gibi yapsa da, bir köşede pür dikkat kulak kesiliyordu onlara:

“Bu ay ayakkabı alırız çocuklara, diğer aya da biraz üst baş.”

“Çorap, çamaşır da lazım.”

“Lazım da hangi birine yetirelim.”

“Bir yolunu bulmak lazım. Mahalledeki tuhafiyeden alsak, borca?”

“Bir o kalmıştı. Bakkal, manav yetmemiş gibi bir de Tuhafiye defterimiz mi olsun.” 

“……”

Belli ki bu ay yine yetmiyordu parası. Şimdi, baba ne zaman bana bisiklet alacaksın, dese babası kesin üzülecekti. Onu üzmek de istemiyordu.

“Yarın Ramazan başlıyor. Hiç bir şey almadık. Biraz hazırlık yapmak lazım.”

“Bakkala borç ikiye katlanacak diyorsun yani hanım”

“…”

“Neyse, yarın olsun, bakalım. Sabah borcumuzu öder, ne lazımsa alırız artık.”

“…”

Annesi de susuyordu böyle zamanlarda. O da biliyordu, bir şey istese eşi üzülecek. Alamadığı için üzülecek. 

Allah’tan, babadan kalma bu derme çatma evleri vardı da kör topal geçinip gidiyorlardı.

Hesap bitince annesi her zamanki gibi kahve yapmaya kalktı.

Annesi gidince babası dönüp kendisine baktı uzun uzun. 

Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davrandı bu sefer.

Baba oğul, arşılıklı sustular. İkisi de biliyordu durumu. Birbirlerini üzmek istemiyorlardı.

Sadece onun bisikleti yoktu. Bu da çok zoruna gidiyordu. 

Mahalledeki bütün çocuklar, bisiklet gezmelerine çıktıklarında, bir süre arkalarından koşuyor, yorulunca da bir taşın üzerine oturup elini çenesine dayayarak derin düşüncelere dalıyordu. 

Bazen ona da bir iki tur sürdüren arkadaşları vardı ama nereye kadar. 

Babasının maaş alacağı günleri iple çekiyor. Hesap için masa başına oturduklarında,

“Hanım bu ay maaşım arttı. Artık şu çocuğa bir bisiklet alalım. Herkesin bisikleti var, bir onun bisikleti yok. Yazık garibe.” demesini bekliyor, daha doğrusu hayal ediyordu. 

Bu hayali her maaş gününde kuruyordu: Sonra babası fırının köşesinden, tek eliyle tuttuğu bisikletle evlerinin karşısındaki mahalle meydanına doğru ilerliyordu. O sırada oyuna dalmış arkadaşlarının hepsi oyunlarını bırakıp başlarına toplanıyor, bisikletine hayran hayran bakıyorlardı.

Onun bisikleti farklı oluyordu elbette. Şöyle kırmızı beyaz renklerde. Önünde ve arkasında sepeti var. Öyle ya, sadece oynamayacak, annesine yardım da edecekti. Pazara gittikleri zamanlar eşyaların bir kısmını o taşıyacaktı. 

Yok yok. En iyisi arka sepete küçük kız kardeşini oturtacak, annesinin rahat rahat alışveriş yapmasına yardım edecekti. Kim bilir küçük kız kardeşi ne kadar sevinecekti bu işe. O daha bir yaşını yeni geçmişti.

Kendisi de süsleyecekti bisikletini. Bazı süsleri şimdiden hazırdı bile.

Bu hayalleri her seferinde masa başında sona eriyordu işte. Artık pek umudu da kalmamıştı. 

Boşuna babasını üzmek de istemiyordu.

Bir gün sonra oruç başlıyordu. Kendisi de oruç tutmak istiyordu. Oruç tutup Allah’a dua edecekti, babası daha çok kazansın da kendisine bir bisiklet alsın diye. 

Orucun ilk günü bütün çocuklar yine sokaktaydı.

“Bugün nereye gidelim?”

“Dere kenarına”

“Top sahasına”

“Top sahasına”

Top sahasına gidecekleri gün, o da arkalarından koşup yetişiyordu. Bisikleti yoksa top da oynamayacak değildi ya. Hem arkadaşlarıyla çok güzel oyunlar oynuyorlardı. Her dakika bisiklete de binmiyorlardı sonuçta.

Babası işe gitmek için dışarı çıktığında, onun, arkadaşlarının arkasından koştuğunu gördü. Ardı sıra seslendi. Koşup geri geldi:

“Nereye gidiyorsun oğlum?

“Top sahasına”

Başını okşadı çocuğun. Yine ikisi de bisiklet konusunu açmadılar. Anlaşılan ikisi de imkânsız bir durum için birbirlerini üzmek istemiyorlardı. Başka da konuşmadılar. Tekrar dönüp hızla top sahasına doğru seğirtti.

Eve erken döndü. Oruç tutacaktı bugün. Bir yandan da dua edip duruyordu:

“Allah’ım ne olur benim de bir bisikletim olsun!”

“Söz, benim bir bisikletim olursa büyüyünce bisikleti olmayan çocuklara bisiklet alacağım, Allah’ım”

Akşama kadar çok zor dayandı. Annesi kaç defa orucunu açmasını, çocukların orucunun kısa olduğunu telkin etse de fayda etmedi. Söz vermişti Allah’a, orucunu tutacaktı.

Tuttu da. Akşam ezanına az bir zaman kala mutfaktaki yemek kokuları başını döndürüyordu. Annesi hazırlık yaparken, kendisi de kardeşini oynatıyordu.

Babasının gelmesi an meselesiydi. Orucun en çok da bu tarafını seviyordu. İftar saatini…

Az sonra kapı çaldı. Annesi hızla yöneldi kapıya. Kapının açılmasıyla gelen sesler merakını dayanılmaz hale getirdi:

“Bu ne, nasıl, ama nasıl aldın?”

“İçeri geç de anlatayım hanım.”

“Peki, bakkalın borcu, Ödedin değil mi borçları”

“Hayır, ödemedim.”

“Ne yaptın sen, adam kapımıza dayanırsa ya?”

Adamın kapıya dayanmasını beklemeden, kardeşini kucakladığı gibi kapıya koştu. Kapı aralığından mavi bisikletin arka çamurlukları görünüyordu. Kardeşini annesine verdi hemen. Bir an için ne olduğunu anlayamadı. Kapıyı açıp, ayakkabısını giymeden dışarı fırladı.

“Baba bu ne?”

“Sana bisiklet aldım oğlum.”

“…”

Kulakları çınlamaya başladı. İnanamadı. Sevinçten kapı önünde deli gibi oynamaya başladı. Annesi ile babası içeri girerken, babası açıklama yapıyordu:

“Adamın biri gelmiş. Bakkalın veresiye defterini almış.”

“Eee!”

“E si, defterdeki tüm borçları topla bakkal efendi, demiş. Bakkal toplamış. Adam hepsini ödeyip defteri alıp yırtmış.”

“Kimmiş ki adam?”

“Kimse bilmiyor, bakkal bile bilmiyor.”

“Neden ki?”

“Eski bir adetmiş. Ramazan’da zenginler, borçluların bakkal borçlarını öderlermiş.”

Bugüne kadar bu mahallede duyulmamış, görülmemiş bir şeydi. Annesinin şaşkınlığının sebebi buydu.

Çocuk, bütün bunları aklı başına gelip iftarını açtıktan sonra öğrenebildi. Ezan okunana kadar bisikletin etrafında döndü durdu. Tekerleklerini, koltuğunu, her bir noktasını eliyle sıvazladı. Bir türlü inanamıyordu. Bütün gün oruçlu olduğunu da açlığını da unutmuştu. Ezan okunurken aklına, yaptığı dua geldi:

“Söz Allah’ım, söz! Valla büyüyünce bisikleti olmayan çocuklara bisiklet alacağım.”

İftardan sonra da heyecanı devam etti. Ne sonrası, sahura kadar yatamadı heyecandan. İkide bir sundurmaya çıkıp çıkıp bisikletini inceledi.

Yatağa girerken: “Büyüyünce çok param olursa ben de insanların bakkal borcunu ödeyeceğim ki onlar da çocuklarına bisiklet alsınlar…” diye düşünüyordu. Bir an önce sabah olsun da bisikletimi arkadaşlarıma göstereyim, diye dua ediyordu.

***

 Eski Ramazanlarda bazı zenginler, rastgele bir kenar köşe mahalle seçer bakkal, manav veya başka esnafa uğrar, müşterilere ve kalabalığa çaktırmadan sorarlarmış:

“Zimem defteri var mı?”

Zimem defteri, günümüzde bakkalların kullandığı şekliyle veresiye defteri.

Hali vakti yerinde olan şahıs; kimin ne kadar borcunu ödediğini bilmeden, “Baştan, ortadan ve sondan şu kadar miktar sayfanın borcunu hesapla” veya “Tüm defteri hesapla” derlermiş.

İstedikleri kadar hesabı ödedikten sonra da “Haydi Allah kabul etsin” deyip ortadan kaybolurlarmış.

Borç ödeyen kişi kimin borcunu ödediğini, borcu ödenen kişi hayır sahibinin kim olduğunu bilmezmiş. Bilme gereği de duymazmış.

Bazı geleneklerin koruma altına alınması gerektiğine inanıyor musunuz siz de?  Ben İnanıyorum.

***

İzzet Irmak

#ramazangünlüğü www.izzetirmak.com

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.