BİR MUNDUR (ÖYKÜ)

Share

 

 

“Al bakalım şekeri, en güzel sen kemiriyorsun valla.”

“Güzel mi şeker?”

“Güzel, güzel…”

“İyi o zaman, şimdi de türkü söyle bakalım.”

“Söylerim ama siz de kulaklarınızı kapatacaksınız, utanıyorum.”

“Ooo, mızıkçılık yapma, söyle işte!”

“Söylemem, kulaklarınızı kapatırsanız ancak…”

“Peki, kapatalım arkadaşlar kulaklarımızı. Ama bizim de bir şartımız var, sen de gözlerini kapatacaksın söylerken, hem öyle sesin çok daha güzel çıkar.”

“Öyle mi? Tamam kapatırım.”

“Biz hazırız, Başla!”

“Bir mundur, iki mundur, üç mundur, dört mundur, ondört mundur…”

Bir iki dakika sessizce dinliyorlar.

“Bana bir bade doldur, o ne güzel düğündüüür ha ninna!”

Gözlerim kapalı ama kulaklarım değil, fark edebiliyorum kıs kıs güldüklerini. Sonra basıyorlar kahkahayı.

Bu sahnenin yaşanmasından yaklaşık bir yıl önceydi:

Bizim ev topraktı. Köydeki bütün evler gibi. Baharlarda rengârenk çiçekler ve çeşit eşit şifalı otlarla donanan, sonra yaz gelmeden kuruyan, çorak mı çorak bir tepeye sırtını dayamış toprak ev.

Sabahları çıkmadan önce köyü tepeden kolaçan etmek en büyük zevkimdi.

Yukarıdan bakar, köyde neler var, nerelerde eğlence var, toplantı var, gözlemler ona göre gideceğim yolu belirlerdim.

Burada bütün yollar birilerinin kapısının ününden geçer. İnsanlarla iletişime geçmeden yürümek imkânsızdır yani.

Etrafı iyice gözlemledim yine o gün. Köyün tam ortasında büyük bir gürültü vardı. Belli ki gençler “sopa topu” oynuyorlardı. Harika bir oyundu. Saatlerce sürer, bütün köylü çıkar izlerdi.

Karar verdim o tarafa yürüyecektim. En fazla altı ya da yedi yaşındaydım. O zamanlar her sabah dedemle beraber, soba yanıp kahvaltı hazırlanana kadar, yatak keyfi yapar; Trt Radyonun, bugün hâlâ zevk aldığım, Türkülerini dinlerdik.

Çocukluk işte, hemen de akılda kalıyor Türküler, bir iki ufak değişiklikle de olsa tabii.

Gideceğim noktaya doğru yürürken, Murtaza amcaların samanlığının önünden geçmem gerekiyordu. Orası en kestirme yol. Aheste aheste ilerlerken, bir yandan da o gün radyodan duyduğum Türküyü mırıldanıyordum.

“Bir mundur, iki mundur, üç mundur, dört mundur, ondört mundur…”

Türküyü daha tam öğrenemediğimden aynı şeyleri tekrar edip duruyorum.

Samanlığın önünden geçerken birden kapı açıldı. Muhsin Abi tuttu kolumdan, hooop havada sallaya sallaya samanlığın önüne götürdü. Muhsin Abi Murtaza Amcanın en büyük oğlu. Yaşça bizden çok büyük. Bir bağlaması vardı. Sonraları çok dinlerdik onu. Yanıktı sesi. Çok güzel uzun havalar söylerdi.

Tahta bir merdivenden aşağı doğru inilirdi. Çok gizemli bir yerdi. Bizim köyde herkes hayvancılık yaptığından samanlığı olmayan yoktu neredeyse. İçeri girdiğimde birkaç kişinin daha saman doldurmakla meşgul olduğunu gördüm.

Beni neden içeri aldıklarını merak ediyordum. Muhsin Abi kolumdan tutup kahkahalarla gülüyordu:

“Nereden öğrendin sen o türküyü?  Bir daha söyle bakalım.” diye sıkıştırıyordu.

“Yok, söylemem” diye ağlamaklı olsam da kurtulamayacağımı anlaşmıştım.

“Hadi söyle, seni bırakalım, üstüne bir de Erciş şekeri veririz, hadi!” deyiverdi öteki biri.

Erciş şekeri iyi fikirdi aslında.

Ama bir sorunumuz vardı, çok utanıyordum. Onlar da bunu fark etmiş olmalılar ki hemen bir çözüm buldular.

“Sen söyle, biz kulaklarımızı kapatırız.”

Ellerini kulaklarına götürüp beklemeye başladılar.

“Tamam” dedim, onların meraklı bakışları arasında, başladım söylemeye

“Bir mundur, iki mundur, üç mundur, dört mundur, beş mundur…”

On dört mundura kadar sayınca kahkahadan yerlere yıkıldılar. Belli ki dalga geçiyorlardı ama bir yandan da benimle ilgilenmeleri hoşuma gidiyordu. Köyün koca koca gençleri beni önemseyip dinliyorlardı. Bu önemli bir şeydi.

Annem derdi ki: “Köyün bütün büyükleri senin ağabeyin, küçükleri kardeşindir. Baban gibiler ve daha büyüklerine ve amca veya dayı diyeceksin. Büyük kızlara abla, benim gibi ve daha büyük olan kadınlara da teyze diyeceksin, tamam mı?”

Sıkı sıkı tembihlerdi bir de, sakın büyüklerde saygısızlık etme, senden bir yardım isterlerse yap, diye.

Benim “mundurlar” bitince Muhsin Abi tekrar yanıma geldi. O arada torbalara saman doldurmakla meşgul gençler de işlerini bıraktılar.

Bak, dedi, ben sana doğrusu öğreteyim ama sen de bazen gelip bize söyleyeceksin tamam mı?

Kurtulmak çaresizdi belli ki. “Tamam” dedim

Sonraki birkaç yıl hep devam etti bu muhabbetimiz.

Özlenen çocukluğun o saf, duru, yalın ve kaygısız hali midir bilinmez ama galiba biraz da o zamanların kirlenmemiş insan ilişkileridir aranan. O demler herkesin birbirinin psikologu, diş hekimi, sırdaşı, eğlencesi, yardımcısı olduğu demler.

Kötü şeyler de olmuyor değildi ama şimdilere bakıyorum da bizim o günlerde kötü dediğimiz davranışları bugün evliya bellediğimiz adamlardan görebiliyoruz ancak.

Ah o güzel insanlar…

İLGİLİ MÜZİĞİN ASIL HALİ:

dinlemek için tıklayın:

uploads/FCK/bedia-akarturk–bir-mumdur.mp4

DEFTERK: http://www.defterk.biz/haber/hatira-defteri/bir-mundur-oyku/2313.html

 

 

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 244 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.