Arayış… (Öykü)

Share

 

ARAYIŞ

“Hakikât yolu, aranmakla bulunmaz. Ama bulanlar ancak arayanlardır.”

 Beyazıd-ı Bistâmi Hz.

 

Aynı parke taşlarına kaç seferdir bastığını ve aynı sokaktan kaç defadır geçtiğini hatırlamıyordu bile. Zaten öyle bir derdi de yoktu. Rotasız gemi gibi yavaş, uzun ve kararsız adımlarla yürüyüp duruyordu.

Şehrin akşam namazından sonraki tedirgin ve telaşlı halinden epey uzaktı. Kimi hızlı adımlarla kimi de koşarak bir yerlere yetişmeye çalışan insanlardan ayrı bir dünyadaydı sanki.  Büyük bir hız döngüsü içerisinde sakin ve telaşsız ama bir o kadar da gayesiz arşınlıyordu kaldırımları.

Sokaklar şehrin ruh halinin yansımasıydı ona göre. Akşamları, özellikle çarşının sokaklarından geçerken, o gün orada yaşananların ortama sindiği hissedilirdi. Bitimsiz bir telaşın ardından herkesin günün yorgunluğunu bıraktığı yerlerdi buralar. Yorgun, bitkin ve tükenmiş mekanlar…

Hırsları, kavgaları, rekabetleri, uçuk umutları, anlamsız umutsuzlukları, kırgınlıkları… Kısacası etrafa yayılmış kâğıt/poşet yığınlarından fazla, insanların bıraktığı bu görülmez çöpler hissediliyordu havanın her zerresinde.

Bir an duraksadı, sanki arkadan bir ses duymuştu. Dönüp baktı, çöpleri elindeki uzun saplı süpürge ile sağa sola sürükleyen orta yaşlı bir adamdı kendisine doğru yönelen: “Bir şey mi aradınız, bir yer falan?”

Önce anlamsız anlamsız baktı, neden sonra cevap verme ihtiyacı hissetti: “Hayır, bir şey aramıyorum, onu da nereden çıkardınız?”

Adam umursamaz bir şekilde işine dönerken: “Kaç defadır aynı yerden geçiyordunuz da…” deyiverdi.

İçinde bir sıkıntı vardı. Hani birilerine çatsa iyi gelecekti belki de.  Amaçsız, düşüncesiz ve rotasız bir şekilde geziyorken onu kendi âleminden uyandıran bu adama kızsa mı, kızmasa mı hatta teşekkür mü etse karar veremedi.

“Sana ne” diyecekti, onu da diyemedi. Zavallı adamın ne suçu var diye düşündü, belli ki sadece yardımcı olmak istiyordu.

“La Havle” çekip yürümeye devam etti. Sonra birden arkadaşları ile buluşmak için sözleştiğini hatırladı. Saatine baktı, daha vardı, yine de gideceği yere yönelse iyi olacaktı.

Ama ayakları ona itaat etmiyor gibi başka yöne sürüklemeye başladı bedenini. Bir anda kendisini Şems Camii’nin önünde buldu. Dönüp kapısına baktı. Etraf kalabalıktı. Buradan her geçtiğinde yaptığı gibi bir Fatiha okudu ve yoluna devam etti. Oradan Mevlana Caddesi’ne ve nihayet Alaaddin Tepesi’ni dolanıp Camlı Köşk’ün önüne vardı. İçeri girecekti, sebepsiz vazgeçti.

Akşam olmasına rağmen oralar kalabalık ve canlı idi. Her taraftan, insan kulağını tırmalayan, ruhunu geren müzik ve eğlence sesleri geliyordu. Bir sürü ayaküstü yemek yerleri, dönerciler, dünyaca ünlü markaların beyaz et lokantası şubeleri, telefoncular, elektronikçiler…

Hiç âdeti olmadığı halde kalabalıktan ürktü. Bu sefer hızlı ve sert adımlarla yürümeye başladı. Adımlarına hâkim olamıyordu yine. Bir şeyler arıyor olmalıydı. Ama ne?

Sakince, önünden geçtiği telefon bayiinin köşesinde durdu. Arkasına dönmeden iki adım geri attı. Camekânda rengârenk kâğıtlara farklı renk ve tonlarla yazılan reklamları okudu. Sonra dönüp içeri girdi. İçeri girdiğini gören gençten, kibar bir satıcı çocuk yanına yaklaşarak yardımcı olmaya çalıştı. O kadar boş bakıyordu ki çocuk ondan umudu kesip başka müşterilerle ilgilenmeye başladı.

Tekrar dışarı çıktı ve yürümeye başladı. Bu arada kafasına anlamsız ve sebepsiz düşünceler hücum ediyordu. Gerçekten bir şeyler mi arıyordu? Peki, ne arıyor olabilirdi?

Huzursuzluğu arttı. Sonra, dünyaca ünlü bir beyaz et lokantası şubesinin önünde durdu. Acaba acıkmış mıydı? Evet, evet acıkmış olmalıydı. Elini göbeğine götürdü, orası öyle demiyordu ama. Bir süre kendisini acıkmış olduğuna ve sıkıntısının sebebinin bu olduğuna inandırmaya çalıştı ama başaramadı. Üstelik bu lokanta zinciri ile ilgili sosyal medyadan duyduğu olumsuz bilgileri de hatırlayınca vazgeçti içeri girmekten.

Arkasını döndüğünde bazı otobüs firmalarının bilet satış kulübelerini gördü. Aklına bir şeyler gelmiş gibi oldu. Acaba aradığı şey “gitmek” miydi? Gitmek, hem de hiçbir açıklaması yokken, uzaklara, çok uzaklara!

Hızla yürüyüp, rastgele, bir kulübenin camının önünde durdu. İçeride elindeki telefonla oynayan genç adam, telefonu bir kenara bırakıp: “Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?” dediğinde o şehir listelerine bakıyordu. “Bir bilet alacam” sözleri dökülüverdi ağzından belli belirsiz bir tonla. Hemen ardından gelen “Nereye?” sorusu beynini sarstı adeta. Gitmek de değildi aradığı. “Boş ver” dedi uzaklaştı pencerenin önünden.

Tekrar yürümeye başladı. Huzursuzluğu artık dayanılmaz noktaya varmıştı. Geldiği güzergâhtan gerisin geri Alaaddin tepesine yöneldi, orayı dolanıp Mevlana Caddesi ve nihayet Şems Parkına vardığında yatsı ezanı okunmaya başlamıştı.

Ne kadar zamanadır yürüdüğünü bilmiyordu ama artık ayakları onu taşımakta zorlanıyordu. Düşündü, abdestli olduğunu hatırladı. Müezzin ezanı aheste aheste okuyordu. Bir caminin avlusunda oturup tatlı tatlı okunan bir ezanı dinlemek kadar güzel ne olabilir ki, diye düşündü. Bir anda ruhundaki daralma gevşemeye, yerini sükûnete bırakmaya başladı. Ezan bitene kadar şuraya oturayım, dedi içinden.

Sonbaharın son demlerinde, biraz soğuk olmasına rağmen, bir banka oturdu. Elini cebine attı, telefonunu çıkardı. Bir sürü cevapsız çağrı ve mesaj vardı. Âdeti gereği önce mesajlara baktı, reklam olanlarını okumadan sildi. Sadece bir tanesi arkadaşından geliyordu.

“Rotası belli olmayan yelkenliye hiçbir rüzgâr yardım edemez.” yazıyordu. Klasik, kopyala yapıştır bir mesaj belli ki…

Cevapsız çağrılara bakınca sözleştiği arkadaşlarının aradığını gördü. Tam o sırada müezzin ezanı bitiriyordu. Onları arar öyle geçerim namaza, diye düşündü.

Yaşlı bir adam, ince, sıska ve orta boylu… Küçük bir çocuğun elini tutmuş, çevik adımlarla camiye doğru ilerliyor. Dört beş yaşlarındaki torunu, yaşının gereği durmadan sorular soruyor, “Dede, ezan neden okunur, ne demek?” adamın ses tonundan hiç sıkılmadığı belli oluyor. “Allah bizi namaza çağırıyor, ezan o demek.” Çocuk bu soru biter mi, “Öyleyse ezan okununca neden herkes camiye gelmiyor, şu amcalar neden şimdi oturmaya devam ediyorlar…” sorular, sorular.

Şu amcalar derken, irkildi. Galiba onlardan biri de oydu. Söyletene bak demişler. Kalkıp camiye geçti.

İçeri girer girmez içine huzur doldu. Sünnet namazlarını özellikle son sünneti ve vitri her zamankinden daha yavaş kıldı. Belki de ilk defa hiçbir şeyi ve hiç kimseyi düşünmeden namaz kılıyordu. Her zaman sırtında büyük bir yük varmışçasına zorlanarak kıldığı namazın bu sefer bitmesini istemiyordu.

Evet, galiba aradığını bulmuştu. Her insan gibi onun da işini görecek olan yegâne kudret sahibinin huzurunda kendini güvende hissetti. İnsanlar camiden çıkarken, gözü o ihtiyarı aradı ama bulamadı. Bulsa, biraz sohbet etmeyi teklif edecekti belki de. Ya da küçüğe bir çikolata falan…

“Amaaaan” havasında ferah bir nefes çekti: “Seni davet edene bak, sebepleri ne yapacaksın ki…” diye mırıldandı. Camiden çıkarken az önceki yorgun, bitkin, amaçsız halinden eser yoktu. Galiba aradığını bulmuştu.

Bir süre sonra torunun elini tutmuş, çevik adımlarla yürüyen adamı gördü. Ona “Durun beyefendi, müsaitseniz size bir çay ısmarlayabilir miyim?” diyecekti, diyemedi.

Galiba bugün alabileceği dersi almıştı. Kendisi de emin, kararlı ve hedefi belli adımlarla hızla yürümeye başladı.

 

                                                                                                        İzzet IRMAK

                                                                                                      Meram 04.01.2016

 

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 333 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.