BENİM ÖĞRETMENLERİM

Share

 

BENİM ÖĞRETMENLERİM

İLKOKUL: SELİM ÇETİN(1989 Van İli Pirgarip Köyü)

Her sabah amcamın evinin kenarında durup, yol boyu okula giden çocukları izlediğim bir yıl boyunca onu da sık sık bizim eve gidip gelirken görürdüm.  “Öğretmen” diyordu bizimkiler ama benim için pek bir şey ifade etmiyordu ilk zamanlar. Aslında o yıl okula gitmem gerekirken; sırf babam gurbetten gelip de bana çanta almadı diye kaydımın ertelendiğini söyleyerek konuyu uzatmayayım.

Dedem, sık sık onunla şakalaşır, “yine anneni mi özledin Selim Hoca?” der ve hep beraber gülerlerdik. O zamanlar köyde bir tek telefon vardı. O da muhtar olan dedemin kontrolünde bizim evde duruyordu. Bütün köy onu kullanır, sevdiklerine ulaşmanın yolu bizim evden geçerdi.

Bazen de dedemin elini tutup, bizim köyün yazın bile üşüten, kışın ise çekilmez olan gecelerinde, Selim Öğretmenin evine gidip dedemle beraber pişirdikleri tarhana çorbasını içmekten büyük zevk alırdım.  Ama bu süre içinde hiçbir zaman kendisiyle konuşmaz, utancımdan başımı kaldırıp yüzüne bile bakamazdım.

Okulun ilk günleri benim için çok sıkıntılı geçmiş, bir türlü uyum sağlayamamıştım okula. Özellikle arkadaşlarım ikinci sınıfa geçtiklerinden ve okuma yazma öğrendiklerinden olacak bana hava atmaları beni iyice soğutuyordu okuldan. Okulun açılması üzerinden iki ay geçmesine rağmen bir defacık olsun elimi kaldırıp da derse katılmamıştım.

Ve…

Her şey o gün değişmişti. Tam da herkesin artık beni iyice unuttuğu o gün…

Hatırlayanlar bilir, o zamanlar birinci sınıfta harfler öğretilmeden “fiş” denilen kartonlar üzerine kısa ve basit cümleler olur ve o cümleler ezberletilirdi.

Selim Öğretmen, o gün sınıfa girdikten sonra elindeki fişi tahtaya astı ve “ikinci sınıflar, bunu okuyabilir misiniz?” dedi. Okul iki aydır açılmıştı ve birinci sınıfların hiç biri okumaya geçmemişti doğal olarak. İkinci sınıflardan kaldırdığı birkaç kişi yanlış okuyunca sinirlenmişti besbelli.

O sırada nasıl oldu bilmiyorum ama elimi kaldırmışım. Bunu fark ettiğimde bütün sınıfın gözleri üzerimde idi. Utancımdan tir tir titremeye başlamıştım bile. Selim Öğretmen şaşkınlıkla “ne var İzzet?” derken, eminim ki, “fişi” okumak için el kaldırdığımı tahmin bile edememişti. “okumak istiyorum öğretmenim.” Dediğimde sürekli bana hava atan ve ikinci sınıfta olan arkadaşlarımın küçümseyici bakışlarını hiç unutmam.

Selim Öğretmen sınıfın öbür ucundan koşar adımlarla yanıma gelerek “ öyle mi, oku bakalım.” Dediğinde onun da heyecanlandığını hissetmiştim. “Üüü-mit aaaaşı ol.” Bu cümleyi bu gün halen dünyanın en uzun cümlesi olarak görürüm. O zaman da öyle gelmişti bana. Selim öğretmen inanamadı. Üçüncü sınıflardan biri fısıldamıştır diye düşündü herhalde. Koşarak sınıftan çıktı, elinde ince, resimli bir kitapla geldi. Beni yanına çağırarak okumamı istedi. Elindeki kitap ve benim de hayatımda okuduğum ilk kitap “Kibritçi Kız” ın ilk satırını heceleye heceleye okudum.

Önce bir sessizlik oldu. Sonra Selim Öğretmenin sesi yankılandı sınıfta: “ İzzet’i alkışlayın!” bir daha ve bir daha…

O gün hayata bakışım kökten değişti. Dedesinin yardımıyla bir şekilde okumayı öğrenen ve bunu farkında bile olmayan, sınıfta hiçbir zaman elini kaldırmayan, kalemini alıp kıran arkadaşlarına itiraz bile etmeyen ve bu yüzden okulu hiç sevmeyen İzzet gitti de yerine okulu da okumayı da yazmayı da seven İzzet geldi.

Ve o günden sonra Selim Öğretmeni çok sevdim. Birinci sınıftan sonra onu hiç görmedim ama onun adını hep hatırladım ve kendisini her zaman hayırla yâd ettim.

Nerelerdesiniz Selim Öğretmenim? Bilmem Van’ın Pirgarip Köyü’ün 1989 yılının karlı ve soğuk kış günlerini hatırlar mısınız? Hani tezek getirmeden gelmiştim de “yarın bir tezek, bir de geven getireceksin” demiştiniz sobayı yaktığımızın ilk gününde.

O gün o “fiş”i okuyan utangaç İzzet şimdilerde biraz fazla konuşkan ama yine de nice Ümit’lere umut olmaya yemin etmiş bir öğretmen oldu. (Öğretmenim Selim Çetin’in arıyorum, “Öğretmenler günün kutlu olsun öğretmenim” demek için. Adresim: sasonarsiv@gmail.com)

ORTAOKUL: İLHAN İREN (1993-96 Van İskele YİBO)

Çok kasvetli ve dağdağalı gelmişti bana bu okulun havası. Ölümle yaşam arası bir yer gibiydi. Daha ilk günden bir afacanlar çetesi tarafından iyice korkutulmuştum.  Hem bizim köyün okuluna da hiç benzemiyordu. Bir kere bine yakın öğrenci vardı, bir sürü de öğretmen. Yemekhane, kantin, lokal, yatakhane… Hiç aşina olmadığım bir mekânlar dizisi.

Oysa bu okulu kazanmak için ne kadar da uğraşmıştık.  Sınavı üçüncü olarak kazanmıştım. Okul günü geldiğinde babam beni alıp Van’a getirmiş, en iyisinden takım elbiseler, ayakkabılar… Derken tüm ihtiyaçlarımı karşılamıştı.  Bu sebeple kendimi borçlu hissediyordum ve çalışkan bir öğrenci olmalıydım.

Ama bir türlü beceremiyordum. Bizim köylülerin yardımıyla arkadaşım olmuştu ama şimdi de öğretmenlere uyum sağlayamıyordum. Hepsi de asık suratlı ve ilgisizlerdi bana göre. Belki de ben öyle hissediyordum.

Ta ki İlhan Hoca ile karşılaşana kadar. Türkçe dersimiz başladığında güler yüzlü, sıcakkanlı tavrıyla hepimizi etkilemişti. Ben de artık okulu seviyordum ve bunun için İlhan Hoca’nın bir gülümsemesi yeterli olmuştu. Nitekim onun da sevdiği öğrencilerden biriydim artık.

Aradan yıllar geçti. Van Yüzüncüyıl Üniversitesinin Edebiyat Öğretmenliği son sınıfında okuyorken, staj için gönderildiğim Atatürk Lisesi’nde Rehber Edebiyat Öğretmenim İlhan İren idi. Kendisiyle daha sonra da görüştük. Fakat benim vefasızlığım yüzünden yıllardır kendisini arayamadım. En son Batman’ın Sason İlçesinde görev yaptığım sırada başlattığımız bir kitap kampanyasına yardımcı olmuştu hem de Van’dan elini uzatarak.

Öğretmenler gününüz kutlu olsun İlhan Hocam, sizi hiç unutmayacağım…

LİSE: MURAT SOYAK (1997 Bitlis AÖL)

Elinde Mevlana Hazretlerinin Mesnevi’sinden seçme hikâyeler kitabı ile sınıfa girmiş, kısa bir tanışma ve selamlaşmadan sonra “Ağzına Yılan Giren Adam” ın hikâyesini okumuştu. Ben o hikâyeyi hiç unutmadım. Üstelik her zaman düşünmüşümdür: ya yılanı yuttuysak!

Bitlis Anadolu Öğretmen Lisesi’nin Öğretmen ve Öğrenci Profili son derece kaliteli idi bana göre. Ama Murat Hoca başkaydı. Öğrenciler olarak hepimiz çok okuyorduk; ancak hiç birimiz onun kadar kitap okuyamazdık.

Zaman zaman Akit gazetesinde yazıları çıkar, o yazılarını bizimle paylaşırdı. Çoğu zaman da yazdığı şiirlerini ilk olarak bizlere okurdu. Belki de Murat Hoca’nın bu okur-yazarlık mücadelesi idi bana okuma ve yazma şevki veren.

Onun ilk yazılı sınavından 57 almıştım. Galiba matematikten sonra aldığım en düşük nottu. Her ne olursa olsun en sevdiğim ders edebiyat idi. Ve bunun sebebi dersin öğretmeni idi.

Düşünsenize tayini çıkıp gittikten sonra benim de Akit Gazetesinde çıkan bir yazımı okumuş ve o inci gibi yazısıyla (her zaman imrenmişimdir!) bana bir mektup yazarak tebrik etmişti. Ne kadar güzel bir duygu olduğunu tarif edemem.

Hayata ve edebiyata bakışımda önemli değişikliklere vesile olan Murat Soyak’ı başka ve özel bir yazıyla anlatmayı planladığımdan çok da uzatmak istemiyorum.

Saygıdeğer Murat Hocam; en çok sizin öğretmenler gününüzü kutluyorum.

HAYAT OKULU: EŞİM (2001’den Günümüze…)     

Kendisi de bir öğretmen olan kıymetli eşim, hayat yoldaşım ve dava arkadaşım Sultan Uzun Irmak’ın da öğretmenler gününü kutluyorum.

Onun tek gayesi milli ve manevi değerlerimize bağlı; düşünebilen ve üretebilen nesillerin yetişmesine katkıda bulunmaktır.  O yüzden, öğrencilerinin her birisini ailenin bir ferdi gibi görür ve onlara öyle davranır. Bu sebeple börekler, kekler yaparak öğrencilerine ısmarlamak üzere sınıfa götürmesi son derece normal bir durum bizim için.

O aslında, bugün en çok ihtiyaç duyulan, “aile” kurumunun devamı konusunda daha da iyi bir öğretmen. Benim ve kızlarımın öğretmeni. Televizyonun, internetin, çevrenin yıpratıcı ve dağıtıcı darbelerine karşı bizleri korumak için sürekli siper olan fedakar bir öğretmen.

 

SONUÇ:

Aslında sonuç değil başlangıç demeliyim. Çünkü bu saydıklarım sadece şu anda aklıma gelenler. Mesela üniversite yıllarımı işin içine katmadım bile… inşallah bir gün tüm öğretmenlerimi yazma imkanı bulurum. Elbette ki benim hayatımda çok önemli yeri olan çok sayıda öğretmenim var!

Bu vesileyle başta www.defterk.com ailesinin bireyleri olan öğretmenlerimiz olmak üzere tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum. Sitemiz yazarı olan bir kardeşimizin yılın öğretmeni seçilmesinin beni ayrıca mutlu ettiğini de eklemeliyim galiba. Bu değerli kardeşimizi tebrik eder, güzel ülkemiz ve insanlık için nice güzel insanlar yetiştirme fırsatı bulmasını temenni ediyorum.

 

İzzet Irmak, öğretmenlerini unutamadı…

 

(Not: Bu yazı 26 Kasım 2012 tarihinde yayımlanmıştır. Kaynak: http://www.defterk.biz/haber/tahrir-defteri/benim-ogretmenlerim/258.html)

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.