MAAŞ ALIP YATMAK

Share

 

*Bu yazıda kendi yaşadıklarımı özetledim. Bilinsin ki bu hikâye, genel olarak, öğretmenlerin hikâyesidir.

 

***

“Okullar açılmaz bu sene. Yine maaş alıp yatarlar bunlar.”  dedi ayak ayak üstüne atmış, arkaya yaslanmış vaziyette, çayını yudumlarken.

Sesini bana duyurmak istediği belliydi. Duydum.  

Oysa bilmiyordu ki, 13 Mart günü iki haftalık tatil ilan edilmişken daha, iki gün içinde planlamamı yapıp, dersine girdiğim öğrencilerden interneti olanlarla mesaj gurubu kurmuş, neler yapabileceğimizi tartışmaya açmıştım bile.

16 Mart Pazartesi günü kendi hazırladığım soruları çocuklara göndermiş, akşama kadar birebir çözümlerini yapmıştım. Oldukça zor olmuştu. 

Zor olmuştu, çünkü sosyal medyadan ilanlar yapmış, Türkiye’nin her tarafından isteyen öğrenciye ücretsiz yardımcı olacağımı yazmıştım. 

Daha ilk günden, her yerden sorular yağmıştı. O gün okulda olsam sadece dört saat derse girecektim. Oysa sabahtan, gece yatana kadar telefonum susmak bilmemişti. 

İki hafta denmişti ama dünyadaki gelişmelere bakınca, bu sürecin uzayacağı belliydi. Uzamasa bile iki hafta boyunca ne yapsam kâr, diye düşünüyordum. Mesele sadece maaşı helal etmek de değildi. Ben bu ülkenin yatılı okullarında okumuştum. Aksi halde okumam mümkün değildi. Her zaman kendimi bu vatana borçlu hissettim. Belki de sebep buydu.

Karşıma çıkan zorluklarda, ilk anda, afallarım normalde. Nedense bu sefer öyle olmadı. Her dakika yeni çözümler düşünmeye başladım. Bu şekilde devam ederse hapı yuttum demektir. Bir şeyler yapmalıydım.

Yaptım. İlk iş bilgisayardan, teknolojiden anlayan ne kadar tanıdık varsa, hepsini aradım. İlk defa “zoom” diye bir uygulama duydum. Hemen bilgisayara indirip birkaç öğrencimle deneme yaptım. Bir iki gün zorlandık ama neticede dersine girdiğim, her sınıftan interneti olanlar ve dışarıdan, ilanım üzerine katılanlarla birlikte 6 ve 7. sınıf seviyelerinden oluşan iki sanal sınıf kurdum. 

Şimdi biraz rahatlamıştım. Sabahları soruları gönderiyordum; akşama doğru, belirlediğimiz saatte ise “zoom”dan topluca çözümlerini yapıyorduk. Böylece; saatlerce her birine ayrı ayrı anlatma işi bitmişti. 

Derken; öğrencilerden, anlamadıkları konuları tekrar etmemi isteyenler oldu. Birkaçına özel olarak telefonda anlattım. Baktım yine çok vakit alıyor, yeni arayışlara girdim. 

Aradığımı buldum da. Çocuklara, anlatmamı istedikleri konuları yazmalarını istedim. Yazmaya başladılar. Bir plan yapıp kategorilere ayırdım. Dersleri video kaydına alıp onlara göndermeye başladım. Böylece bir defa anlatıp kurtuluyor, kendime de zaman ayırabiliyordum.

Ara ara yorgunluktan, pişman olduğum da olmuyor değildi. Bana mı kalmıştı bu işler. Kim benden bir şey istemişti ki. Durup dururken bu kadar işi ne diye başıma sarmıştım…

Yorgunluğum ve sinirim geçince de bu düşüncelerimden dolayı utanıyordum. Eğitimin en hızlı ve heyecanlı devam ettiği bu süreçte kesintiye uğraması çocuklarda öğrenme kayıplarına sebep olabilirdi ve olmasın diye elimden geleni yapmalıydım. 

Yıllar önce kurduğum ama pek kullanmadığım bir Youtube kanalım vardı. Mesaj yoluyla video göndermeler çok zor ve maliyetli oluyordu. Çektiğim videoları Youtube kanalıma kaydedip linkini atmaya başladım.  

O da ayrı bir hikâye. Oldukça amatör videolar… İlk başta ekran karşısında konuşarak anlatmaya çalıştım. Sonra okuldaki depodan eski bir kara tahta parçası ve tebeşir bulup öyle çekmeye başladım videoları. Ekran heyecanı azaldıkça daha rahat anlatıyordum. Derken farklı bir fikir geldi aklıma. Anlatacağım konuya dair örnek cümle ve anahtar cümleleri kâğıtlara yazıp, belli yerleri boş bıraktım. Kalanları ise çekimde tamamlamanın, daha kısa sürede daha çok şey anlatmanın yolunu buldum. 

Belki ilk defa yapılan şeyler değildi ama benim için ilkti bunlar. Kendimi ıssız bir adaya düşmüş de hayatta kalmaya çalışan biri gibi görmeye başlamıştım. Hem kendimi hem de öğrencilerimi bu belirsizlik ve ıssızlık adasından kurtarmaya çalışan biri… Her an yeni metotlar bulmaya gayret ediyordum.

Bunlarla birlikte günde birkaç öğrencimi arayarak moral vermeye de çalışıyordum. Sonuçta bu olağanüstü bir durumdu ve kimse tam olarak ne yapacağını bilmiyordu. Herkesin umuda ve morale ihtiyacı vardı. 

Bütün bunlar iki hafta içinde gerçekleşmişti. İki haftanın sonunda, okulların açılmasının ertelendiği açıklandığında, artık kurulu bir düzenim vardı. Evimin bir odası stüdyo olmuştu. Günlük planım şu şekildeydi:

09.00- 11.00: Soru hazırlama

12.00.            : Soruların gönderilmesi.

13.00 – 15.00: Günlük iki ders videosu çekimi 

16.00.             : Videoların gönderilmesi.

19.00- 20.00: 7. Sınıf zoom canlı ders

20.00 – 21.00 6. Sınıf zoom canlı ders

Normalde okulda 23 saat dersim varken, şimdi yaklaşık 35 saat çalışıyordum. 

Şartlar düzeldi düzelecek derken daha da ağırlaşıyor ve kısıtlamalar hayatın he alanına yayılıyordu. 

Bir yandan bu işleri yaparken öte yandan özel çalışmalarıma da devam ediyordum. 

Haftada bir kitap okuyup tahlilini yapmak, yaklaşık bir yıldan beri devam eden bir çalışmamdı. Önceleri sadece kendi kişisel sitemde yayımlarken, sonrasında ulusal edebiyat sitelerinde yayımlanmaya başlamıştı.

Türkiye geneli bazı şiir platformlarına da devam ediyordum. Haftada bir atışma, arada bir şiir tahlilleri, ilham geldikçe de şiirler yazıyordum. 

Özellikle Ramazan ayı boyunca bütün bunlara ek olarak “Koronalı Ramazan Günlüğü” başlığı altında her gün bir konuyu ele almaya, yazmaya başlamıştım. Otuz gün boyunca yazdığım bu yazılar bir kitap hacmine ulaştı. 

Öğrencilerimle sadece ders çalışmıyorduk elbette. Onlara kitap anlatma videosu çekme ödevi de veriyordum, babalarının askerlik anılarını dinleyip yazma görevi de…

Bu arada sosyal medyayı daha aktif kullanmaya başladım. Uzman eğitimci yazarlarla söyleşiler yapıp videolarını öğrencilerime ve velilerine gönderdim. Özellikle Psikoterapist ve Aile Eğitim Uzmanı Adnan Kalkan ile yaptığımız programlar ders çalışma yöntemleri ve sınav stresini yenme konusunda faydalı oldu. Öte Yandan Murat Soyak, Duran Çetin gibi eğitimci yazar dostlarla da güzel söyleşiler yaptık.

Kasvetli havayı dağıtalım diye değerli bir meddah dostumla eğlenceli bir program yaptım. İzleyenler oldukça eğlendiler. Osman Bozdemir harika bir meddah.

Yine yıllar sonra bulduğum ilkokul öğretmenim ile türkü programı yaptık. Oldukça ilgi gördü. Selim Çetin öğretmenim çok güzel türkü söyler ve bağlama çalar. 

Birkaç defa Vefa Sosyal Destek Gurubuna da katılarak vatandaşların ihtiyaçlarına koştuğum, internet imkânı olmayan öğrencilerime kitap yetiştirdiğim de oldu.

Şimdi düşünüyorum da bütün bunlara yirmi dört saat nasıl yetiyordu acaba? İnsan istedi mi neler yapmaz ki…

Bedensel olarak evde kalmıştım ama ruhen astral seyahate çıkmıştım âdeta. Aylar nasıl geçti anlayamadım. 

Sadece ayların nasıl geçtiğini değil, evde kalmaktan sıkıldığını söyleyenleri de…

Haziranın sonuna kadar bu çalışmalar devam etti. Yazın ara verdik. Gerçi öğrencilerim ile görüşmeye devam ettik. Hal hatır soran da vardı, soru soran da. 

En önemlisi de uzakken daha bir yakın olduk sanki çocuklarla. Koronalı günler hepimiz için çok önemli bir hayat dersi oldu. Hayatın ani değişimleri ve zorlukları karşısında büyük küçük, genç yaşlı, zengin fakir hep birlikte mücadele etmeyi öğrendik.

Kırlarda özgürce koşmanın, her sabah okula veya işe gidebilmenin, akraba ve dostlarımızla yaptığımız ev ziyaretinin, büyüklerin ellerinden ve küçüklerin gözlerinden öpmenin değerini gayet iyi anladık.

Zor zamanlarda bizim için çalışan, üreten emektarların, işçilerin, çiftçilerin, çöpçülerin, postacıların değerini anladık. 

Sağlıkçıların, askerlerin, polislerin özverili gayretlerinin bizim için ne kadar önemli olduğunu idrak ettik.

Bu süreçten çok önemli dersler aldık. 

Şimdi ise bu salgın bir an önce bitsin de okulumuza kavuşalım diye dua ediyoruz. 

Uzaktan eğitim ve teknoloji, artık hayatımızın bir parçası oldu. Her şey normale dönse bile yine devam edecek. 

Yazının başında, belki de bu satırların yazılmasına vesile olan kişinin sataşmasının sonucunu merak eden var mı hâlâ?

Bu kadar önemli işlerle uğraşırken, dönüp cevap vermeye, o kişinin kim olduğunu ve olayın nerede gerçekleştiğini söylemeye gerek var mı sizce?

Gerek yok. Cevap vermedim. Arkama bile bakmadan yoluma devam ettim. Yapacak daha çok işimiz var zira.  

Okul müdürümüzle, arkadaşlarımızla birlikte uzaktan eğitim imkanı olmayan öğrencilerimize kitap yetiştirmek gibi, onları evlerinde ziyaret ederek teknoloji kullanımı konusunda bilgilendirmek gibi…

Yeni sezonda daha farklı icatlarla zararı en aza indirmek gibi…

 

                                                                                                    İzzet Irmak

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.