TEFEKKÜR VE İBRET AYI RAMAZAN

Share

 

Ramazan Günlüğü 3

***

Ramazan ayı tefekkür ayı. Kur’an’a doğrudan doğruya muhatap olarak, okuma ve anlama ayı. Orucun hikmetlerinden biri de budur, diye düşünüyorum. Yeme içme faaliyetlerine ara verip tefekkür etmek:

Yaşadığımız dünyayı, çevreyi, toplumu değerlendirmek ve gerekli dersleri almak için tefekkür etmek. Ailemizle, eşimiz dostumuzla, günlük hayatta muhatap olduğumuz diğer insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek için tefekkür etmek. Kısacık dünya hayatına nazaran, ebedi âleme bakan işlerimizi düzene koymak için tefekkür etmek.

Ramazan, bir kenara çekilip akşama kadar ne yiyeceğimizin planlamasını yapmak değildir. Biraz da başkaları ne yer, ne içer diye düşünmektir.

Aynı şekilde Ramazan, gece gündüz ibadetle meşgul olup dünyadan kopmak da değildir. Elbette ki ibadetin önemi büyüktür. Ama maalesef günümüzde “amel” kavramı sadece ibadetler için kullanılmaktadır. Daha doğrusu ibadet ritüelleri için. Evet, ibadet ameldir. Amel ise günlük hayat içinde yaptığımız her şeydir. Allah rızasını gözeterek yaptığımız her amel, ibadettir yani.

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. (Mülk 2-Diyanet Meali)” diye buyuruluyor Kur’an’da. Hangimizin daha güzel amel, daha güzel işler yapacağını görmek için…

Nitekim o güzel ameller yine Kur’an’da detaylıca anlatılmaktadır. Bu ay boyunca okumak ve tefekkür etmek duasıyla…

İlk günler Bakara süresi. Kur’an’daki en kapsamlı konuları işleyen sure diye biliyorum. Her Ramazan okurken ürperirim.

Her Müslümana âcizane tavsiyemdir. (İhtilaflara taraf olmamak için söylüyorum) Alın elinize bir diyanet meali her gün bir cüz okuyun. Elbette ki aslını da okuyun ama mealini muhakkak okuyun. Sakın ben anlamam demeyin. Çok büyük oranda her şey açık ve nettir. Anlayamayacağınız yerler için yine istediğiniz tefsire başvurabilirsiniz. Bir açıp okuyun derim.

Sizin başınıza gelenler kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir diyor ya rabbimiz. Aynen öyledir. Hayatta bazı işler o kadar kolaydır ki… Biz kötü niyetimiz, düşüncesizliğimiz veyahut kurnazlığımız yüzünden onu içinden çıkılmaz hale getiririz. Kendi hayatımda başıma gelenlerden biliyorum. Bu satırları yazıyorum diye ben harika değilim ya…

Tıpkı Yahudilerin Sığırı meselesi gibi…

Bu vesileyle zaman zaman arkadaşlarıma hatırlattığım bir kıssayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Müsaadenizle Kıssayı Kur’an- Kerim’den aynen okuyalım. Ardından ben çok kısa hissemi paylaşayım. Sonra da sizler istediğiniz hisseyi çıkarın isterseniz.

Hani Mûsâ kavmine, “Allah size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.

“Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın.” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.”

Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? Açıklasın” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır” dedi.

Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki, o; çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır”. Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler.

Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı. Hani, bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Hâlbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı. “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir. (Bakara 67-73-Diyanet Meali)”

Bu ayetlerin değişik kaynaklardan tefsirini okumuştum zamanında. Burada o konulara girecek değilim. Zaten benim öyle bir yetkinliğim de yok. Sadece tefekkür ediyor ve kendimce dersler çıkarmaya çalışıyorum. 

Özetle; zengin ve yaşlı bir Yahudi, mirasına ve kan bedeline göz diken yeğeni tarafından öldürülüp bir yere atılmış, cinayet bir masumun üstüne yıkılmak istenmişti. Katilin bulunamaması yüzünden toplumda neredeyse silahlı mücadeleye kadar varacak bir gerginlik doğmuş ve olay Musa (as)’a bildirilerek kendisinden bir çözüm bulması istenmişti. O da Allah’tan aldığı vahye uygun olarak bir inek kesmelerini ve bunun bir parçasıyla maktulün cesedine vurmalarını emretmiştir. Denilenin yapılması üzerine maktul dirilmiş ve kendisini öldürenin kimliğini açıklamıştır.

Ama Yahudiler, herhangi bir inek bulup kesmek yerine işi yokuşa sürmüş, onlar yokuşa sürdükçe iş içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Kur’an’ın ifadesiyle, neredeyse yapamayacakları duruma gelmişlerdir.

İnsanlık olarak, ümmet olarak neden bu kadar çıkmazlara düştüğümüzü daha iyi anlamak için bu kıssayı günümüz şartlarına göre yeniden tefekkür etmek lazım değil mi?

Nasrettin Hocanın ipe un sermek hikâyesini hatırlayan var mı? Hani komşusu ip isteyince, “İpe un serdik.” Demiş ya. Gönül yapmak istemeyince ipe un da serilir yağ da.

Ya da tam tersi, gönül isteyince samanlık seyran olur. Bir Çukurova atasözünde der ki, “Çoban isterse tekeden teleme çalarmış.” Yani bir kişi bir işi yapmak istese her türlü zorluğun üstesinden gelir.

Şimdi düşünüyorum da dünyada bu kadar fazla nimet varken, neden kavga edip durur insanoğlu. Oturup adam gibi anlaşmak, adil bir düzen kurmak çok mu zor. Yoksa aslında kolaydır da birileri o Yahudiler gibi işi yokuşa mı sürüyor? Sorunun çözülmesini istemeyerek kargaşa ortamından yararlanarak bedavadan keyif mi çatıyor.

Hakikaten açlık insanın beynini çalıştırıyor. Ne mübareksin be oruç.

***

İzzet Irmak

#ramazangünlüğü www.izzetirmak.com    

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.