KESENİZE BEREKET!

Share

 

(Ramazan Günlüğü 20)

***

Dilimizi güzelleştiren deyimlerin her birinin ayrı bir hikâyesi var. Deyimler, uzun tecrübeler sonucu oluşmuş kısa, kalıp ve mecaz sözlerdir. Atasözleri gibi öğüt vermezler ama anlatılmak istenen çok karmaşık bir durumu, birkaç kelimeye sığdırırlar. Halkın ortak malı oldukları için de kolayca anlaşılırlar.

Mesela; giyim kuşamına özen gösteren, şık insanlar için ”iki dirhem bir çekirdek” sözü kullanılır. İlk bakışta ne alakası var, diyebiliriz. Açıklaması kısaca şöyle:

İki dirhem bir çekirdek yakıştırması, ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı devirlerden kalmadır. Bir okka, bugünkü ölçülerle 1283 gram tutar. Okkanın dört yüzde birine dirhem adı verilir.

Şimdiki gram ile aynı birim değildir. Dirhem, daha ziyade hassas teraziler için kullanılan bir ölçüdür. Ancak sarraflar, dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar. Buna çekirdek denir ki toplam beş santigram karşılığıdır.

Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını, toplam iki dirhem bir çekirdek ağırlığa sahiptir. Bu durumda süslenmiş kimselere iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasında bulunanlar, mecaz yoluyla, onlara altın denmiş oluyorlar. Çok zarif bir yakıştırma, değil mi?

”Ağzından Baklayı Çıkarmak” deyimini biliyoruz hepimiz. Peki, hikâyesini bilen var mı? Bilen biliyor ya ben yine de kısaca yazayım: Küfürbaz olduğu için utanıp bu huyundan kurtulmak isteyen bir adam varmış. Memleketin kadısı zaten bu adamı çağırıp sık sık nasihat edermiş. Adamı bu konuda istekli görünce, küfür edeceği sırada aklına gelip vazgeçmesi için de ağzında bir bakla tanesi tutmasını önermiş.

Bir gün yine kadı efendi bu adama nasihat ederken, biri içeri girip münasebetsizce, “Kadı Efendi, falanca akrabam öldü. Bana mirasının kaçta kaçı isabet eder?” diye sormuş.

Canı sıkılan kadı, küfürbaza dönmüş, “Çıkar ağzından şu baklayı da bu herife gerekli cevabı kendi usulüne göre sen ver.” demiş.

Böylece ağzındaki baklayı çıkarmak, sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğini söyleyivermek anlamında kullanılagelmiş.

Gelelim yazının asıl konusuna:

Çarşıda, pazarda, alışverişte bolca kullandığımız “Kesenize bereket” deyiminin anlamını ve hikâyesini biliyor musunuz? Bilen biliyor ya ben yine de yazayım:

Şanlı tarihimizin en büyük liderlerinden Fatih Sultan Mehmet döneminde Mahmut Paşa isminde bir sadrazam varmış. Sadrazam, padişahtan sonraki en yetkili devlet adamı. Sadrazam Mahmut Paşa, cömertliği ve hayırseverliğiyle ünlü bir insanmış.

Mahmut Paşa bir de, ramazan ayı geldiğinde, kesenin ağzını sonuna açmasıyla meşhurmuş. Konağında verilen ziyafetler için, kazanlarda pişirilen pilavların içine, nohut biçimi verilmiş altınlar attırıyormuş. Böylece pilavı yiyen misafirlerin kaşığına gelen altın, onun oluyormuş. “kısmetinde olanın, kaşığında çıkar” atasözünün buradan geldiği söylenir. Sadrazam ayrıca yemekten sonra konaktan ayrılan misafirlere bir kese içinde, durumuna göre altın ve gümüş de verirmiş. Diş kirası olarak… Bugün hâlâ dua yerine kullandığımız, “Kesenize bereket” sözünün buradan kaldığı tahmin edilmektedir.

Osmanlının son dönemlerine kadar devam eden bu ramazan geleneğinde, zenginlerin konakları genellikle bir ay boyunca fakirlere açık olurmuş. Dileyen haber vermeden iftar saatinde gider, yemeğini yer, teravihten sonra tertip edilen eğlencelere de katılırmış.

Konak sahipleri, kendilerine gelen misafirin çokluğu ile övünürlermiş.  Üstüne üstlük yemekten sonra, kalkıp gitmek isteyen misafirlere bir kese içinde, konak sahibinin gücüne göre gümüş veya altın para koyarlarmış. Bunun adına da “diş kirası” derlermiş. Yani, siz gelip bizim yemeğimizi yiyerek bize şeref verdiniz, biz de dişinizin kirasını veriyoruz, demek istiyorlarmış. Ne kadar ince bir düşünce değil mi? Hem ihtiyaç sahiplerine yardım ediyorlar hem de onları incitmeden, yücelterek yapıyorlar bunu.

Ecdadımız, misafir ağırlamaya önem verir, misafirleri Allah’ın bir lütfu olarak kabul ederlerdi. İçinde bulunduğumuz bu zorlu günlerde elbette evde kalıyoruz. Misafirliğe gidemediğimiz gibi misafir de kabul edemiyoruz. İnşallah bu süreç geçer de yine güzel günlere kavuşuruz.

Peki, misafirlik yoksa ne yapabiliriz?

Mutlaka yapacak bir şeyler vardır. Çevremizdeki ihtiyaç sahiplerini gözeterek onlara yardımcı olabiliriz. Çaktırmadan kapılarına bir paket bırakabilir veya maddi destekte bulunabiliriz. Günümüzde her şey daha da kolay. İmkânımız varsa, oturduğumuz yerden devletimizin ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için açtığı hesaplara bağış da yapabiliriz. Varsa yaşlı ve bakıma muhtaç tanıdığımız birilerinin ihtiyaçlarını giderebiliriz.

Yeter ki insan yapmak istesin. Mutlaka yapacak bir iyilik bulur.

Hayatınız iyilikle dolsun. Her daim iyilik yapın ve iyilik bulun.

***

İzzet Irmak

#ramazangünlüğü www.izzetirmak.com

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 340 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.