FARKINDALIK (Deneme)

Share

 

(Ramazan Günlüğü 18)

***

Sabah saatlerinde, çarşaf misali dümdüz ve durgun denize, bir tekne ile açıldığınızı düşünün. Yarım saat, kırk dakika tık yok. Siz, sessizliğin tadını çıkara çıkara güvertede uzanmış, tatlı tatlı uyuyorken; birden bire küçük bir dalga ile gelen hafif bir sarsıntı sizi nasıl etkiler?

Muhtemelen yerinizden fırlar, gözlerinizi ovuşturarak etrafı kontrol edersiniz. Kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi hızlı atar.

Aynı tekne ile başka bir gün, ikindi vakti, dalgalarla boğuşa boğuşa kıyıya ulaşmaya çalıştığınızı hayal edin şimdi de… Bu sefer az önceki küçük dalga sizi etkiler mi?

Muhtemelen umurunuzda bile olmaz.

Bütün sıkıntılar üst üste mi gelir?

Yoksa aslında var olan sıkıntılar, içlerinde en büyük olanın patlamasıyla, aydınlanır da öyle mi farkına varırız hepsinin?

Geldi mi üst üste gelir, diyoruz ya…

Bazen düşünüyorum da “sıkıntı, sorun, problem’ kavramlarını…

Nasıl da göreceli kavramlar…

Kimine göre sıkıntı olan, diğerine göre olmayabiliyor.

Evet, ölüm gibi bir durum nerdeyse herkes için üzücü bir olaydır. Kaza, yangın, doğal afetler hep bu türden sayılır.

Ne var ki hayat, çok daha geniş bir yelpaze sunuyor insana. İletişim problemleri, aile içi ilişkiler, sosyal roller, iş ve arkadaşlık muhabbetleri hep bu yelpazenin renkleri.

Bazı insanlar vardır; ne kadar rahat, ne kadar kaygısız, deriz. Olaylar karşında son derece sakin, soğukkanlı olurlar.

Kimi de her an parlamaya hazır barut gibi, en küçük kıvılcımda ortalığı savaş alanına çevirir.

Bunun, hem insana hem olaya hem de şartlara dayanan çeşitli sebepleri, gerekçeleri olabilir tabii.

Bir hatıra ile olayı somutlaştıracak olursak:

Daha önce gemi ve feribotlara binmişliğim vardı ama küçük bir balıkçı teknesi ile hiç açılmamıştım denize. İlk tecrübem, bir arkadaşımın teknesiyle olmuştu. Denize açıldıktan biraz sonra, normal olan hava birden değişmiş, dalgalar yer yer teknenin içine vurmaya başlamıştı. Arkadaşım, kahkaha atarak yanındaki ile muhabbet ederken; benim sesim soluğum kesilmiş, bıçak vursanız kan akmayacak hale gelmiştim.

Bana göre büyük bir felaketin habercisi olan sarsıntı, onlar için pekâlâ bir eğlence olabiliyordu. Çünkü onlar çok daha büyük sarsıntılarla muhatap olmuşlardı. Bu sarsıntının tehlikeli olmadığının farındaydılar.

Hayat karşısında insanın tavrı da böyledir. Bazen küçük bir olay bizi aciz bırakıp, dünyadan soğuturken; bazen de dev dalgaları andıran sorunlar üst üste gelse bile, usta bir yüzücü gibi sakin ve kararlı karşılar, en nihayetinde üstesinden geliriz.

Yaşama dürtüsü, insanı güçlü kılar aslında. Yeter ki insan, ne olduğunun ve ne olmadığının farkında olabilsin.

Yeter ki insan, kâinata geniş bir açıdan bakabilsin.

Yeter ki insan, kendini bilsin.

Güçlükler, bazen köpek gibidir. Korkarsan, saldırır. Takmazsan, yanından geçer gider. Üstüne gidersen nice başarılara ulaşmak için bir basamak bile olabilir.

Mutlu olmanın formülünü bilen var mı sizce? Ya da mutluluğun bir formülü var mı?

Bilmiyorum.

Bence formül ve sırlar aramak yerine, kendimizi bilmeye yoğunlaşmalı, içinde bulunduğumuz dünyayı daha iyi anlamaya çalışmalıyız.

Ben kimim, niçin varım, nereden geldim, nereye gidiyorum, amacım ne, hedefimde ne var?

Neden, niçin, nasıl?

Peki, ben ne yapmalıyım? Hemcinslerim ve diğer varlıklar karşısında tavrım ne olmalı?

Bir bekleme salonu gibi olan bu dünyada, onlara karşı sorumluluklarım nelerdir? Hayatlarını kolaylaştırmak için neler yapabilirim?

Sorular, sorular…

Hayatı fark etmemize yarayan sorular…

Farkında olduğumuz bir hayatı yaşamak daha güzeldir muhtemelen.

Ramazan ayı, farkındalık ayı. Normalde sıradan bir içecek olan suyun ve sıradan bir yiyecek olan ekmeğin kıymetini en iyi anladığımız aydır ramazan.

Üstüne bu yıl korona illeti de eklendi. Gezip tozması sıradan olan doğa, bizim için büyük bir lüks oldu. Baharın gelişini, çiçeklerin nazlı nazlı salınışını hep balkonlardan, pencerelerden izliyoruz. Tabii eğer evimiz bunları görecek konumdaysa…

Bizi yaratan ne güzel farkındalık oluşturuyor:

“Simdi bak Allah’ın rahmet eserlerine. Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl da diriltiyor…(Rum 50)

Allah’ın rahmet eserlerine bakalım ki kâinatı okuyalım. Böylece kendimizi öğrenelim, bilelim. Kendini bilen rabbini bilir. Rabbini bilen her iki dünyada mutlu olur.

***

İzzet Irmak

#ramazangünlüğü www.izzetirmak.com

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 340 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.