ZENDİGA MİGZARA

Share

 

(Kitaplarla Her Salı 23)

***

“Zendagi migzara” Afgan dilinde, “Hayat devam ediyor” demek.

Evet, binlerce yıldır hem de. Güzelliklerden çok acılara, iyilikten çok kötülüğe, inşadan çok yıkıma rağmen devam ediyor. İnsanlar bir şekilde tekrar toparlanıyor ve hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.

İnsana bunca acıyı yaşatan yine insandır. Hiçbir acı unutulmuyor. Bir köşede sessizce bekliyor. Günü ve yeri geldiğinde depreşiyor. İşte o zaman hem acıyor hem de acıtıyor.

Geçen haftaki “Zorunlu Göç” isimli kitaptan sonra, bir şekilde benzer noktaları olan “Uçurtma Avcı” sını okudum. Garip bir tevafuk oldu diyebilirim. İlkinde, Kafkasya’nın Çarlık Rusya tarafından işgal edilmesi sonucu yaşanan bir dram; ikincisinde Afganistan’ın Sovyet Rusya tarafından işgal edilmesinden sonra yaşanan dramlar…

Uçurtma Avcısı, dünya çapınca çok okunan kitaplardan biri. Etkili bir anlatımı var. Türkçe çevirisi oldukça başarılı. Kitabın aslı Türkçe imiş izlenimi veriyor. 375 sayfa boyunca, neredeyse, hiç noktalama ve yazım hatası görmedim.

Roman ve hikâyede, imla hataları, okuyucuyu çabuk soğutur eserden.

Yazar, zaman zaman Afgan ve Fars destanlarındaki kahramanlara da değinerek, anlatıma destansı bir hava katmış. Fars destanı Şahname, alttan alta günümüzle bağlantıda kalıyor. Öte yandan, yazarın içsel konuşmaları, hayal ile gerçek arasındaki geçişleri, okuyucunun ilgisinin sürekli canlı kalmasına vesile oluyor.

Kitabı ilk defa, 22 Şubat 2017 yılında elime aldığımı, bir kısmını okuduktan sonra sinirlenip bir kenara koyduğumu hatırlıyorum. Hatta bununla ilgili sosyal medyada küçük bir eleştiri yazdığımı da. Nedense bu sefer alıp, hepsini okumaya karar verdim. Son üç gün içinde de bitirdim. İyi ki okumuşum. Okumak, insana farklı bakış açıları kazandırıyor.

Böylece hem kendimi hem de kitabın yazarı Khaled Hosseini (Bizde: Halit Hüseyni)’yi eleştirme fırsatı bulmuş oldum. Sonuçta ikimizin de ön yargıları olduğunu ve bu ön yargıların zamana ve olaylara bağlı olarak değişebileceğini öğrendim.

Bir kitabı tam okumadan eleştiri yapmanın; tıpkı bir kişinin sözünü bitirmesine izin vermeden konuşmasını kesip, onun hakkında bir hüküm vermeye benzediğini fark ettim. Korkarım ben, her ikisini de yapıyorum ve bu huyumdan vazgeçmeliyim.

Gelelim kitaba.

Yazarın olaylara Amerikan penceresinden baktığını, onların hep iyi tarafını görmesine karşın; kendi topraklarının da hep kötü taraflarını gördüğünü/gösterdiğini kaydetmek lazım bir kere. Detayları okuyucuya bırakmak istiyorum.

Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali ile başlayan dramlar, demiştik. İşte kitabın temel meselesi bu. Olaylara iki çocuğun, Emir ile Hasan’ın gözünden sürükleyici bir dramla bakan yazar, aynı zamanda Müslümanların yoğunlukla yaşadığı doğu toplumlarının nasıl bu hale düştüklerini de gözler önüne seriyor.

Her şeyin kontrolsüz ve ölçüsüz olanı kötüdür. İyiliğin de kötülüğün de… Bir düşünceye taraftar olmanın da karşı olmanın da… Dostluğun da düşmanlığın da…

Suriye, Irak, Filistin… Bilcümle coğrafyalarda problemlerin başının bu olduğunu gittikçe daha iyi anlıyorum. Ölçüsüzlük…

Ölçüsüzlük, ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi tetikliyor. Ötekileştirme ise çatışmaları… Sonrasında yaşanacak dramlar için sadece bir dokunuş kalıyor. Onu da küresel şer odakları çok güzel beceriyor.

Etnik ve dini ayrışmalar bu toprakların kanayan yarası. Sovyet Rusya’nın Afganistan’ı işgal ederken yaptığı tahribat; onlar çekildikten sonra Peştun’ların Hazara’lara yaptıklarının yanında devede kulak kalıyor. Kitapta epeyce ağır eleştirilere maruz kalan Taliban ise ayrı bir mesele. Haklı olduğu taraflar da var bana göre. Ama onun yücelttiği Amerika’nın, bu sorunun temel aktörü olduğunu, ustaca, gözlerden kaçırıyor yazar. Belli başlı örgütleri İslam ile eş tutmamak gerektiğine inanmışımdır hep.

Kitabın kahramanları Emir ve Hasan’ın hikâyesi, işte bu temel sorunun ortasına oturtulmuş bir dram.

“Emir ve Hasan, Kâbil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk… Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emirle Hasanın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazara’lara mensuptur.” (Arka Kapak)

Hazaralar, küçümsenen ve dışlanan bir azınlık. Dışlamanın, her zaman bir bahanesi vardır. “Hazara’ların fare yiyen, yassı burunlu, yüke dayanıklı, katır kadar sağlam insanlar “(sf. 10) oldukları daha küçüklükten bir Peştun çocuğunun kulağına küpe edilirse ne olur?

Neyse ki Emir ile Hasan iki iyi arkadaş. Her ne kadar Emir aynı bilinçaltıyla Hasan’ı zaman zaman küçümsese de… Emir’in babası ile Hasan’ın babası da birlikte büyümüşler. İkisinin de çocukları annesiz kalmış. Emir’in babası ünlü ve zengin olduğu kadar yardımsever de bir insan. Pek çok mağdurun hayatına dokunmuş. İnanç yönünden oldukça zayıf olsa da dini değerlere saygılı. Mesela kurban kesmeyi asla ihmal etmez. Kendi parasıyla yaptırdığı yetimhanenin her işiyle ayrıntısına kadar ilgilenir.

Öte yandan içki içer ve mollaları hiç sevmez. Günah ve temel dini kavramlara bakışını ise şu sözlerinden okuyabiliriz:

“Yalnızca bir günah vardır. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın bir çeşitlemesidir. (…) Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, bir kişinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.”(sf. 19)

Afgan toplumunun birtakım güzel değerlerini, birlikteliklerini, saygı ve namus konusundaki hassasiyetlerini de görebiliyoruz kitapta. Ne yazık ki her toplumda olduğu gibi, onlar da işgalin getirdiği dramla dağılıyorlar. Aileler dağılıyor, bazı değerler dağılıyor…

İnsan nereye giderse gitsin, bir şekilde eski alışkanlıklarını arıyor. Alışkanlıklar belki de insanın bir tür vatanıdır. Onun için gittikleri her yerde bir araya gelmeye ve ortak alışkanlıklarını canlandırmaya çalışırlar.

Emir korkak ve çekingen olduğu kadar Hasan da atılgan ve fedakârdır. Emir arada haylazlıklar yapsa da Hasan’a içten içe minnet duymaktadır. Çünkü Hasan onun için her şeyi yapmaya hazırdır. Çok iyi bir uçurtma avcısı olan Hasan, Emir’in geleneksel uçurtma yarışmasında birinci olması ve böylece babasının gözüne girmesi için olağanüstü bir gayret gösterir ve başarır da.

Aynı gün Emir, Hasan’ın başına gelen bir felaketi önleyebilecekken; sadece bir duvarın arkasından izlemekle kalır. Sonradan bunun vicdan azabını dindirmek için, çok daha büyük bir hata yapar.

Bu hata, onun Hasan’la yollarını ayırır. Hasan ve babası, Emir’in babasının neredeyse yalvarmasına rağmen, orayı terk ederler. Hasan, Emir için son fedakârlığını yapar ve onun suçunu üstlenerek onu rencide olmaktan kurtarır.

Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyet işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California’ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür.

Fakat yeni hayatta Emir, içinde bulunduğu durumu değiştirmek ve geçmişinden gelen pişmanlık ve utanç ile yaşamak zorunda kalır. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan’ın hatırasından kopamaz.

Aradan yıllar geçer ve büyümüş olan Emir, Afganistan’dan bir telefon alır. Arayan, babasının kadim arkadaşı ve kendisinin de çok sevdiği Rahim Han’dır.

Rahim Han, Hasan’ın başının belada olduğunu ve yardıma ihtiyacını olduğunu söyler. Bunun üzerine vicdanını rahatlatma fırsatı bulan Emir, Amerika’daki hayatını bırakıp Afganistan’a geri döner. Döndüğünde ise her şeyin daha kötüye gittiğini görür. Dahası Hasan ölmüştür fakat onun da bir oğlu vardır. Oğlunu kurtarmak için ise yıllar önce kaçmayı tercih ettiği gibi bir olay ile karşılaşır. Ya tekrar kaçıp ikinci kez vicdanı ile baş başa kalacaktır ya da bu kez karşı koyup Hasan’ın oğlunu kurtarıp ona olan borcunu ödeyecektir.

“Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları… Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.” (Arka Kapak)

Uçurtma Avcısında anlatılan samimi ve sağlam bir dostluk… Bir insanın başka bir insan için neler yapabileceğinin destansı bir öyküsü.

Yazarın, yukarıda belirttiğim sorunlu bakış açısına rağmen, okunması gereken bir eser.

Kaldı ki babasının dine olumsuz bakışı ile okuldaki mollaların dine bakışı arasında kalan Emir, dinin söylediklerinin doğruluğuna inanır. Çok saygı duyulan babasının bu konuda yanıldığını kabul eder.

Kaldı ki babasının çok büyük bir sırrı daha vardır. İlgililerinden çaldığı, kendi deyimiyle, “hırsızlık” sayılabilecek bir sır. Emir’in bile Afganistan’a döndükten sonra öğrenebildiği bir sır. Kitabın en temel düğümünü bu sır çözecektir.

Ne demişti Emir’in babası:

“Yalnızca bir günah vardır. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın bir çeşitlemesidir. (…) Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, bir kişinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.”

Her şeye rağmen hayat devam ediyor. Emir için de Hasan’ın hatırası için de. Tıpkı Afganların dediği gibi: “Zendiga Migzara.”

***

İzzet Irmak

#kitaplarlahersalı www.izzetirmak.com

kaynak: https://www.dunyabizim.com/zendiga-migzara-makale,1821.html 

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 332 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.