DEDE KORKUT ÇIKAGELSE…

Share

DEDE KORKUT ÇIKAGELSE…

(Kitaplarla Her Salı 12)

“Beri gel başımın bahtı evimin tahtı
Evden çıkıp yürüyünce servi boylum
Topuğunda sarmaşınca kara saçlım
Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
Çift badem sığmayan dar ağızlım
Kavunum yemişim düvleğim
Görüyor musun neler oldu”

Dirse Han’ın eşine söylediği bu güzel sözleri, kocasından duymak isteyen ne kadar çok kadın vardır acaba bugün? Hiç merak ettiniz mi? Kaç erkek eşine şiir yazıyordur bu ülkede? Yahut kaç kadın şiir yazdırıyordur kocasına?

Dirse Han Oğlu Boğaç Han hikâyesinde geçen bu güzel sözleri Dirse Han aslında, büyük bir üzüntüsünü eşine iletmek için söylemektedir.

Oğuz beylerine büyük bir ziyafet tertip eden Bayındır Han, akla gelmedik bir uygulamaya imza atmış ve Oğuz beylerinden biri olan Dirse Han, bu duruma çok üzülmüştür.

Dirse Han, kırk yiğidi ile Bayındır Han’ın şölenine katılmaya gitmiştir.  Ev sahibinin yiğitleri onu kara otağa kondurmuş,  altına kara keçe döşemişler. Kara koyun yahnisinden getirmişler önüne. Bayındır Han’dan buyruk böyledir hanım, diye de eklemişler.

Bu duruma çok üzülen ve şaşıran Han’a şu cevabı vermişler: “Hanım, bugün Bayındır Han’dan buyruk şöyledir ki oğlu kızı olmayana Tanrı Teâla beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiştir.”

Bunun üzerine kalkıp evine gelen Dirse, hatununa bu güzel sözleri söyledikten sonra:

“Han kızı sebebi nedir söyle bana
Müthiş gazap ederim şimdi sana”

Diyerek öfkesini de dile getirmiştir. Hatun, akıllı ve sakindir. Kızgın olan beye akıl verir: Yerinden kalkıp alaca çadırını yeryüzüne diktirmesini, attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kesmesini, İç Oğuz’un Dış Oğuz’un beylerini basma toplamasını, aç görse doyurmasını, çıplak görse donatmasını, borçluyu borcundan kurtarmasını, tepe gibi et yığdırmasını, göl gibi kımız sağdırmasını, büyük ziyafet vermesini tavsiye eder.

Bütün bunları niçin yapacağını da şöyle açıklar: “Dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize bir topaç gibi çocuk verir.”

Dirse Han denileni aynen yapar ve dileği kabul olur. Aslan gibi bir çocuğu olur. Çocuk büyür serpilir. Bayındır Han’ın boğasını devirince isim almaya hak kazanır. Dede Korkut çıkagelir ve şu sözlerle ona ismini verir:

“Bayındır Han’ın ak meydanında bu oğlan cenk etmiştir, bir boğa öldürmüş senin oğlun, adı Boğaç olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin”

Dirse Han, büyük bir mutlulukla Dede Korkut’un tavsiyesine uyar ve oğluna beylik verir, taht verir.

Bu kısım, hikâyenin girişi sayılır aslında. Asıl entrika, çatışma, ihanet, sadakat, mücadele ve azim daha sonradır. Meraklısına havale ederek devam edelim.

Bu hikâyeden başka on bir hikâye daha var Dede Korkut Kitabında. Yani toplam on iki hikâye:

Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi, Salur Kazanın Evinin Yağmalanması Hikâyesi, Kam Büre Beg Oğlu Bamsi Beyrek Hikâyesi, Kazan Beyin Oğlu Uruz Beyin Tutsak Olması Hikâyesi, Koca Duha Oğlu Deli Dumrul Hikâyesi, Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı Hikâyesi, Kazıcık Koca Oğlu Yiğenek Hikâyesi, Basat’ın Tepegözü Öldürmesi Hikâyesi, Begil Oğlu Emren’in Hikâyesi, Uşun Koca Oğlu Seğrek Hikâyesi, Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruzun Çıkardığı Hikâyesi, İç Oğuz Dış Oğuz Asi Olup Beyrek’in Öldüğü Hikâyesi.

Nihat Sami Banarlı’nın Resimli Türk Edebiyatı Tarihi isimli eseri ile elimdeki günümüz Türkçesine çevrilmiş Dede Korkut Hikâyeleri kitabından edindiğim bilgiler ışığında; Dede Kokut’un Tüm Türk boyları arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebilirim.

Tam olarak nerede yaşadığı ve ne zaman yaşadığı bilinmese de hikâyeler arasındaki ortak noktalar ve kalıp ifadelerden, Türklerin İslamiyet’le tanıştıkları devirlerde yaşayan bir bilge olduğu tahmin edilmektedir.

İhtiyaç duyulduğunda ortaya çıkan, yol gösteren, çocuklara isim veren menkıbevi bir Türk velisi, ozanı veya şamanı olma ihtimali de vardır. Dede Korkut hikâyelerinde İslami kavramlarla birlikte Türk örf ve adetlerinin baskın etkisi de görülmektedir.

Hikâyelerin ilk defa ne zaman yazıya geçirildiği de bilinmemekle beraber; 15. yüzyılın II. yarısında yazıya geçirildiğini düşünülmektedir.

Bir önsöz ve on iki hikâyeden oluşan Kitab-ı Dedem Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan (Oğuzların Diliyle Dede Korkut Hikayeleri) isimli yazma kitapta şu sözler dikkat çekmektedir:

“Ahır zamanda hanlık gerü Kayı’ya dege, kimsene ellerüsden almayı, Ahır zaman olub kıyâmet kopunca. Bu dedügi Osman neslidür, işte sürilüb gideyorır.”

Yine aynı önsözde Dede Korkut betimlemesi de yer alır:

“Resul aleyhl’s-selâm zamanına yakın Bayat boyından Korkut Ata derler bir er kopdı. Oğuz’un ol kişi tamam bilicisiyidi. Ne der ise olur idi. Gayıbdan dürlü haber söyler idi. Hak Taâla anun gönline ilham eder idi.”

Bu on iki hikâyenin pek çok ortak tarafı da vardır. Nitekim bir hikâyedeki bazı kahramanlar diğer hikâyelerde de ortaya çıkabilmektedir.

Nihat Sami Banarlı bu konuda şöyle der: “Çoğu hikâyelerin Kam Gan oğlu Bayındır Han zamânında ve onun ihdâs ettiği bir hareketle başlaması, bilhassa Deda Korkut’un her hikâyede bir vazife alışı ve daha birçok ortak çizgiler, Dede Korkut Hikâyelerine âdetâ bir bütünlük vermiştir.”

Hikâyelerin bir ortak özelliği de kalıplaşmış ortak ifadelerdir. Birkaç örnek verecek olursak:

Allâh’a, hitaben,

“Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Görklü Tanrı”

Kadınlar, kocalarına karşı sevgilerini dile getirirken,

“Göz açuban gördüğüm
Gönül verüb sevdügüm
Koç yigidüm şah yigidüm”

Sabah yeni güne başlarken,

“Salkum salkum tan yelleri esdüginde
Göksi güzel kaba tağlara gün değende”

Bunlarla birlikte “kırk” kavramı da epey kullanılmaktadır. Kırk yiğit, kırk savaşçı, kırk at, kırk deve, kırk gün kırk gece gibi…

Ayrıca bu hikâyelerin kendine has tanımlamaları da var:

Dağlar için, karşu yatan karlı dağlar; sular için, soğuk soğuk pınarlar; ağaçlar için, gölgelice kaba ağaç’lar; atlar için, tavla tavla şahbaz atlar ve boynu uzun bidevi atlar tabirleri kullanılır.

Dede Korkut Hikâyeleri milli bir hazinedir. Mutlaka okunması ve okutulması gerekir. Bir defa değil, bin defa okunası bir başucu kaynağıdır.

Son yıllarda TRT tarafından filmleri ve belgeselleri yapılmışsa da yeterli değildir. Daha çok okunmalı, okutulmalı ve ders kitaplarında daha çok yer almalıdır. Çünkü her bir hikâyede ve her bir satırında başka bir tecrübe vardır.

Özellikle hassas dönemlerden geçtiğimiz bu günlerde; yine bir yerlerden çıkagelse de bize güzel nasihatlerde bulunsa, soy soylayıp, boy boylayıp dualar etse. Bize moral verse… Ne güzel olurdu, değil mi?

Nihat Sami Banarlı’dan şu alıntıyla bitirelim:

“Dede Korkut Hikâyeleri, XII., XIII., XIV. asırlarda Anadolu’nun doğusunda; bütün bu asırlar boyunca, buraya gelip yerleşmiş, buralarda vatan tutmuş Oğuz Türkleri arasında yaşamış, işlenmiş ve yayılmış hikâyelerdir.

Bu hikâyelerde Oğuz Türkeri’nin Gürcüler, Abazalar, Trabzon Rumları ile yaptıkları dış savaşlar anlatılır; yeni vatanda yerleşen Türk boylarının kendi iç çarpışmaları hikâye edilir. Fakat aynı hikâyeler, Oğuzların eski destanlarından kalma hâtıralarla zengindir.”

Yeni haftada yeni bir kitabın dünyasında buluşmak üzere. Muhabbetle kalın.

İzzet Irmak

#kitaplarlahersalı www.izzetirmak.com

Kaynaklar: 1. Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2. Orhan Şaik Gökyay, Dedem Korkudun Kitabı

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 340 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.