“BÜYÜKLERE HER ŞEYİ AÇIKLAMAK GEREKİR ZATEN.”

Share

 

(Kitaplarla Her Salı 17)

***

Küçük Prens isimli masal kitabını duymayanınız yoktur muhtemelen. Fransız bir savaş pilotu olan yazar Antoine de Saint-Exupéry, bu kitabı, New York’ta bir otel odasında yazmıştır. Yazıldığı 1943 yılından bu yana milyonların beğenisini kazanmış halen de kazanmaya devam ediyor.

Yıllar önce okuduğum bu kitap, geçenlerde TRT dizisi ‘Tutunamayanlar’ sayesinde tekrar gündemime düştü. Bu aralar doğru düzgün takip ettiğim tek dizi diyebilirim. Tavsiye de ederim. Son iki bölümünde, Küçük Prens’i, bağlamından hareketle, farklı bir bakış açısıyla işlediklerini düşünüyorum.

Aradım taradım, kitabı evde bulamadım. Telefona indirip dinledim. İlk okuduğumda çocuktum. Bu sefer dinlerken büyük. Kitap her iki konumda da farklı bir etkileyiciliğe sahip. Her ne kadar çocuk kitabı kategorisinde yer alsa da bence asıl büyüklerin okuması lazım. Çünkü buradaki sitemler ve kırgınlıklar büyüklere.

Küçük Prens’teki anlatımı, bizim ‘minyatür’ sanatındaki üsluba benzettim nedense. Sembolizmin son derece ironik kullanıldığı bir ifade tarzı var. Herkesin dünyası kendi gezegeni. Nasıl ki minyatür sanatında, ön plana çıkarılmak istenen, gerçeklikten kopuk bir şekilde oranlanıyorsa; burada da öyle. Mesela gittiği ilk gezegende, otorite bağımlısı olan Kral’ın bedeni, bütün gezegeni kaplamış olarak betimleniyor. Gezegene sadece o sığıyor, başka da kimseye yer yok.

Küçük Prens, gerçeklikten uzak, sembolik anlatımıyla gerçeğin ta kendisini dile getiriyor aslında. Büyüklerin dünyasında gerçek nedir? Kazanmak, çalışmak, hırs… Ne kadar kazanırsak kazanalım, ne kadar hırs yaparsak yapalım bir şekilde ölüp gitmiyor muyuz? Öyleyse hayatı güzelleştirmenin yolu nedir? Çalışmak kadar yaşamak, hırs kadar sevgi de katmaktır dünyamıza. Birbirimizden çalmak değil; birbirimizle paylaşmak daha güzel olmaz mı? Çocuğumuz için para kazanmak kadar onları sevmek, dinlemek anlamak da önemli değil mi? (Sözlerim en başta kendime)

Küçük Prens, gezegenindeki çiçeğiyle yaşadığı anlaşmazlık sonucu biraz uzaklaşmaya karar veriyor. Yolculuğu sırasında Dünya’ya da uğrayan Küçük Prens, Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. Olan biteni de zaten bu pilottan öğreniyoruz biz. (Gerçekte de kitabın yazarı bir pilottur ve yazar bu kitabı İkinci Dünya Savaşının ortalarında yazmıştır. Savaş sırasında da uçağı düşürülerek ölmüştür.)

Peki, kimdir Küçük Prens?

Neden sürekli sorular sorar ve sorularının cevabını almak konusunda bu kadar ısrarcı olur? Çiçeğiyle anlaşmazlık yaşamasının sebebi nedir? Gittiği gezegenlerde neler görmüş olabilir?

Bu hikâyeyi okuduktan sonra, hayatı yeniden sorgulayacağınızı tahmin ediyorum.  Özellikle büyüdükçe insanın anlam dünyasının küçüldüğünü fark ediyoruz. Anlam dünyası küçüldükçe her şey açıklanmaya muhtaç hale geliyor. Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten.”

Kitap, yazarın dünyası ile başlıyor. Küçükken, tutkulu bir resim merakı vardır. Büyüklerin tavırları yüzünden, o tutkusu bilinçaltına itilmiş olur. Daha altı yaşındayken çizdiği ilk resmi büyükler tarafından ilgi görmez. Sadece ilgi mi, tamamen yanlış anlaşılır.

Kitabı okuyacak olursanız veya okuduysanız şu soruyu sorun kendinize: Çocuğun çizdiği resimde, fil yutmuş boa yılanının içten ve dıştan görümü mü var; yoksa şapka mı? Vereceğiniz cevap çok önemli. Zira ne kadar büyüdüğünüz, vereceğiniz cevaba bağlı. İçinizdeki çocuğun yaşayıp yaşamadığı da buna bağlı…

Büyüklerin, çocukları anlamak konusunda ne kadar beceriksiz olduğunu anlatmaya çalışıyor bir anlamda bu kitap: “Büyükler hiçbir şeyi kendi kendilerine anlayamazlar. Onlara durmadan her şeyi anlatmak da çocuklar için yorucudur.”

Ardından Küçük Prens’in ibretlik maceraları başlıyor. Gezegeninden ayrılıp, gördüğü altı ayrı gezegenin her birisinde tipik yetişkin yaşam biçimlerinin eleştirisi yapılır:

Kralın gezegeni otorite tutkusunu anlatır. Kral bütün gezegeni kaplamıştır. Kaldı ki gezegen de ancak ona yetmektedir.

Sanatçının gezegeni, kendini beğenmişliği ve sanatçının toplumla yaşamış olduğu iletişimsizliği açığa vurur. Sanat nedir, sanatçıya değer katan özellikleri nelerdir, diye sormaya başlarsınız muhtemelen.

Sarhoşun gezegeni, umutsuzluk ve buna dayanan unutma isteğini dile getiriyor. Beynin uyuşması çare midir acaba?

İşadamının gezegeni, amaçsız sahip olma tutkusunu eleştirir. İhtiyacının milyar milyar katı mal biriktiren, sahip olduğu her şeyi sırf sahip olma tutkusu ile izole eden ve başkalarının yoksunluğunu önemsemeyen bir anlayışın kaynağı ne ola ki?

Fenercinin gezegeni sorgulamaksızın yerine getirilen görev duygusunu işler.

Coğrafyacının gezegeni ise bilimi kimin için yaptığını unutan bilim adamını ve bilim anlayışını sembolize eder.

Bu arada dünyaya da uğruyor Küçük Prens. B612 gezegeninden gelip bize dünyanın aslında nasıl bir yer olduğunu anlatıyor bu sevimli kahraman.

Kitabın mesajına dair birkaç alıntı yapacak olursak:

Mutlu olmak için o kadar çok sebep var ki aslında…

“Bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. Ve geceleri gökyüzüne bakarsın. Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana. Belki böylesi daha iyidir. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin.”

“…aynı saatte gelmen daha iyi olur,” dedi tilki. “Örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum…’

Kitapta sahip olduklarımızın değeri, çok özel ifadelerle anlatılır.

“Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgârdan koruduğum odur, kelebek olsunlar diye bıraktığımız bir kaç tanenin dışında bütün tırtılları uğruna öldürdüğüm odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, hatta susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o.”

Yukarıda dediğim gibi, hem çocukken okudum hem de büyükken. İnsan çok farklı bakış açıları ile değerlendirebilir bu kitabı.

Kitapta Türkiye’den de bahsedilmektedir. Bir iki paragraflık bu kısım, zaman içerisinde değişik şekillerde yorumlanmış; kitabın bazen yüz temel eser arasına alınmasına bazen de yüz temel eserden çıkarılmasına sebep olmuştur.

O kısmı vermeyeceğim. Siz okursanız kendiniz bulup özgür düşüncenizle kararınızı verirsiniz.

Benim açımdan tartışmaya açık bu bölümle ilgili yorum size kalmıştır. Zaten ne demiş Küçük Prens: “Gerçeğin mayası gözle görünmez.”

Bu haftalık da bu kadar.

Haftaya bambaşka bir kitabın dünyasında görüşmek üzere.

***

İzzet Irmak

#kitaplarlahersalı www.izzetirmak.com

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.