Aşk, İsyan ve Suda Yanan Ayetler

Share

 

 

“Kuşatılmışlık içindeki her köy, dağın her kıvrımı yangın yeriydi. İnsanlığı utandıran bir ölüm çağıydı. Elleri, tarihin dipnotlarındaki ayetleri yok etmek için ateşi ve alevi olağanüstü bir şekilde yönetiyordu.”

Kitabın arka kapağında yazıyor bu sözler. İnsanı meraklandıran, heyecanlandıran, duygulandıran ve korkutan bir çekimle kitabın ilk sayfasına sürüklüyor.

Bu bir kurgu değil, fantastik bir hikâye veya korku filmi senaryosu hiç değil.

Şu anda üzerinde yaşadığımız bu güzel vatan topraklarının sarp, geçit vermez dağlarında yaşanmış ve bir daha yaşanmaması için dua edilesi hüzünlü bir kesit.

1925’te başlayıp 1937’de biten ama yansıması bugün bile süren acı bir tecrübenin belgesel romanı.

Kitabın ilgimi çeken asıl yönü, geçtiği topraklarda yıllarca yaşamış ve bu acıyı tadanların torunları ile aynı ekmeği paylaşmış olmamdır.

Bütün anlatılanlar yazılsa büyük bir destan olabilecek ibretlik bir olayın özetinin de özeti “Suda Yanan Ayetler”

Sason, Kozluk, Muş üçgeninde, geçit vermez sarp dağlarda yaşayan Dağ Kavmi’nin, devlet kayıtlarına “Sason İsyanı” olarak geçen namus müdafaasının öyküsü.

Bir yandan Teter’in, Rındıhan’ın, Abdurrahman Ali’nin, Selim’in; öte yandan Kasap Ahmet’in, 60 darbesinin mimarlarından Cemal Madanoğlu’nun tasviri.

Özetle, bir namus müdafaasının, basiretsiz ve liyakatsiz görevlilerce menfi bir şekilde yalan ifadelerle üstlere bildirilmesiyle başlayan amansız bir operasyonun belgeseli.

İsyanın sanıldığı gibi bir etnik meseleden değil, namus meselesinden başladığını sekiz yıl boyunca defalarca dinledim yöre halkından.

Yeni kurulan devletten doğru düzgün haberi bile olmayan, karşılarına çıkan askerleri çoğu zamana “moskof” zanneden dağ kavmine, devleti anlatmak ve vergi vermelerini sağlamak amacıyla gelen devlet görevlilerinin misafir edildikleri bir  “Arap” aşiretinin lideri olan Teter’in evinde, onun evli kızına sarkıntılık yapıldığı iddiası üzerine başlayan olaylar, yazar tarafından etkileyici bir üslupla anlatılıyor.

Yoksa yapılan ilk görüşmelerde aşiretler vergi vermeyi istemeyerek de olsa kabul etmiş ve heyetle birlikte göndermek üzere bizzat kendileri toplamaya başlamışlardı bile.

Özellikle Sarkıntılık yaptığı iddia edilen yüzbaşının kaçıp kurtulduktan sonra olayı üstlerine “namus” meselesi değil de “Kürt İsyanı” olarak rapor etmesi işi iyice içinden çıkılmaz hale getirmiş.

Daha sonra oraya gönderilen askeri yetkililerin sorunu çözmek yerine çoluk çocuk demeden halkı imha etmeye başlaması, tarihimize kara bir leke olarak geçecek olan karanlık bir dönemin yaşanmasına sebep olmuştur.

Doğu illerini bilenler, orada insanların özellikle iki şey için hiç çekinmeden canlarını vereceklerini iyi bilirler: Din ve namus…

Feryadı Garzan Dağlarını aşıp arşa yükselen Rındıhan’ın sözlerini aktaran yazar, bu konuya önemle vurgu yapmaktadır.

Köşeye sıkışıp yakalanacağını anlayan Rındıhan, yakalanma ve öldürülülme korkusundan değil; namusuna el süreleceğini bildiğinden kendini Küsket’in hırçın akışına bırakırken ağzından şu sözler dökülür:

‘Ben dağların ceylanı

Garzan Mîrinin kızı

Dağ aslanının karısı

Rındıhan’im ben

Ölürüm de teslim etmem namusumu

Eline çakal ve tilkilerin

Ölürüm de düşünmem haramzadeler’ 

Gerçekten de ölür ama namusunu teslim etmez, isminin anlamı güzeller güzeli olan Rındıhan.

Arap aşiretler arasında başlayan bu olaylar daha sonra Kürt aşiretlerine de sıçrar. Meselenin namus olduğunu bilen herkes kendi aralarındaki düşmanlığa rağmen birleşirler.

Amaç kesinlikle isyan değildir. Sadece bir daha kimsenin namuslarına el uzatmamasını teminat almaktır.

Mesele uzun, yara derin. Şimdi size kitabı özetleyip yazara haksızlık etmiş olmayayım. Zaten yazar, olayları resmi belgeler ve tanık anlatımları doğrultusunda artısıyla, eksisiyle güzel bir şekilde anlatıyor.

Bu ülkede yaşayan herkesin okuması ve bilmesi gereken gerçeklerin romanıdır Suda Yanan Ayetler.

Tarihin dipnotlarındaki ayetleri yok etmek için ateşi ve alevi olağanüstü bir şekilde yöneten ellerin kirli oyununun günümüze kadar süren sorunların temelinde yatan gerçeklerin romanı.

Batmanlı Eğitimci yazar Behçet Gülenay’ın bu eseri, kurgusal bir romandan ziyade, tarihi gerçekleri işleyen bir tür belgesel. Etkileyici bir roman kurgusuyla sunulan, hakikatler geçidi. İlk sayfası ile son sayfasını aynı gün içerisinde okuduğum kitapta anlatılanlardan çok etkilendim. Zaman zaman sevindim, bazen de gözyaşlarıma hâkim olamadım.

Bu romanda anlatılan bütün yerleri bilirim, birçoğunu karış karış gezdim desem yeridir. O sarp, geçit vermez, baş döndüren yüksek dağlar ve kayalıklar… Mereto, Hazzo, Garzan Vadisi…

O dönemde büyük acılar yaşanmış, insanlar yerlerinden yurtlarından edilmiş, aileler parçalanmış…

Yaşanan bütün cinnet halleri ve insanlık dışı uygulamalara rağmen, fırsatını buldukça yaşanan derin aşklar ve büyük fedakârlıklar da yer bulabiliyor bu romanda. Tıpkı hayatın kendisinde olduğu gibi…

Bu roman tarihi gerçekliği olduğu gibi anlatıyor. Yani devlet görevlilerinin yaptığı yanlışları da anlatıyor; devletin özellikle 1950’den sonra vatandaşlara sunduğu hizmetleri, imkânları da…

Allah’ın insanlar için koyduğu hükümler çiğnenmiş, ayetler suda yakılmış vesselam.

Değerli yazara büyük emekleri ve bir çırpıda okunabilecek bu güzel roman için teşekkür ederken; küçük bir öneri, âcizane birkaç eleştirim de olacak:

  1. Olayların tarihi gerçeklik olmasından mütevellit, fazlaca akışa kapılarak olaylar ard arda sıralanmış. Bunun yerine biraz daha kurguya ağırlık verilebilirdi.
  2. Birçok başkahraman yerine, mesela; Teter ve Rındıhan’ın merkeze alındığı ve bütün olayların onların bakışıyla verildiği destansı bir hava da oluşturulabilirdi.
  3. Yazarın gayet güzel ve sade bir dille aktardığı acılar, hüzünler, sevinç ve kaygılar daha keskin ve detaylı betimlenebilirdi.

Bütün bunları, olaylar hafızalarda daha iyi kalsın, unutulmasın ve ibret alınsın diye düşünerek dile getiriyorum. Yoksa eserin bir kusuru olmasından değil. Nitekim yazar elinden geldiği kadar hakkaniyetli ve yaşananlara sadık kalarak kurgulamış romanını.

Sonuç olarak;

Büyük bir incelikle, imzalayarak bana gönderdiği ve elime alıp aynı gün içerisinde okuduğum Behçet Gülenay’ın bu güzel eserini okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Sevgi ve muhabbetle kalın.

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 340 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.