FARKINDALIK (DENEME)

Share

***

Bütün sıkıntılar üst üste mi gelir? Yoksa aslında var olan sıkıntılar, içlerinde en büyük olanın patlamasıyla aydınlanır da öyle mi farkına varırız cümlesinin.

Geldi mi üst üste gelir, diyoruz ya…

Bazen düşünüyorum da “sıkıntı, sorun, problem’ kavramlarını…

Göreceli kavramlar. Kimine göre sıkıntı olan, diğerine göre olmayabiliyor.

Evet, ölüm gibi bir durum nerdeyse herkes için üzücü bir olaydır. Kaza, yangın, doğal afetler hep bu türden sayılır.

Ne var ki hayat, çok daha geniş bir yelpaze sunuyor insana. İletişim problemleri, aile içi ilişkiler, sosyal roller, iş ve arkadaşlık muhabbetleri hep bu yelpazenin renkleri.

Bazı insanlar vardır; ne kadar rahat, ne kadar kaygısız, denecek kadar olaylar karşında sakin bir tavır takınırlar. Kimi de her an parlamaya hazır barut gibi en küçük kıvılcımda ortalığı savaş alanına çevirirler.

Bunun hem insana hem olaya hem de şartlara dayanan çeşitli sebepleri, gerekçeleri olabilir tabii.

Sabah saatlerinde, çarşaf misali dümdüz ve durgun denize, bir tekne ile açıldığınızı düşünün. Yarım saat, kırk dakika boyunca güvertede uzanmış, tatlı tatlı uyuyorken, birden bire küçük bir dalga ile hafif bir sarsıntı sizi nasıl etkiler?

Muhtemelen yerinizden fırlar, gözlerinizi ovuşturarak etrafı kontrol edersiniz. Kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi hızlı atar.

Aynı tekne ile ikindi vakti, dalgalarla boğuşa boğuşa kıyıya ulaşmaya çalıştığınızı hayal edin şimdi de… Bu sefer az önceki küçük dalga sizi etkiler mi?

Muhtemelen umurunuzda bile olmaz.

Bunlar olay ve şartlar. Bir de kişiye göre değişen durumlar var.

İlk defa bir arkadaşımın teknesine bindiğimde; normal olan hava birden değişmiş, dalgalar yer yer teknenin içine vurmaya başlamıştı. Arkadaşım, kahkaha atarak yanındaki ile muhabbet ederken; benim sesim soluğum kesilmiş, bıçak vursanız kan akmayacak hale gelmiştim.

Hayat karşısında insanın tavrı da böyledir. Bazen küçük bir olay bizi aciz bırakıp, dünyadan soğuturken; bazen de dev dalgaları andıran meseleler üst üste gelse bile usta bir yüzücü gibi sakin ve kararlı karşılar, en nihayetinde üstesinden geliriz.

Yaşama dürtüsü, insanı güçlü kılar aslında. Yeter ki insan, ne olduğunun ve ne olmadığının farkında olabilsin.

Yeter ki insan, kâinata geniş bir açıdan bakabilsin.

Yeter ki insan, kendini bilsin.

Güçlükler, bazen köpek gibidir. Korkarsan, saldırır. Takmazsan, yanından geçer gider. Üstüne gidersen nice nimetlere ulaşmak için bir basamak bile olabilir.

Mutlu olmanın formülünü bilen var mı sizce? Ya da mutluluğun bir formülü var mı?

Bilmiyorum.

Bence formül ve sırlar aramak yerine, kendimizi bilmeye yoğunlaşmalı, içinde bulunduğumuz dünyayı daha iyi anlamaya çalışmalıyız.

Ben kimim, niçin varım, nereden geldim, nereye gidiyorum, amacım ne, hedefimde ne var?

Neden, niçin, nasıl?

Peki ben ne yapmalıyım, milyarlarca hemcinsim ve çok daha fazla olan diğer varlıklar karşısında tavrım ne olmalı?

Tıpkı bir bekleme salonu gibi olan bu dünyada onlara karşı sorumluluklarım neler? Hayatlarını kolaylaştırmak için neler yapabilirim?

Sorular, sorular…

Hayatı farketmemize yarayan sorular…

Farkında olduğumuz bir hayatı yaşamak daha güzeldir muhtemelen.

Selâm ile dostlarım.

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 244 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.