Sait Faik hakkında…

Share

 

Merhabalar değerli dostlarım,

11 Mayıs 1954 yılında aramızdan ayrılan, edebiyatımızın önemli kilometre taşlarından Sait Faik’ten bahsedeyim istedim.  Biz onu dilimize kazandırdığı özgün öyküleri ile biliriz daha çok ama o aynı zamanda bir şairdir de… Özellikle sıradan insanların hayatlarına eserlerinde bolca yer vermesi belki de beni en çok etkileyen tarafı. Zaten Öyküleri de şiir tadında. Şimdi çok uzun izahat ile sizi sıkmadan kendisi ile ilgili tatlı bir anı paylaşayım sizlerle:

Adapazarı’nda doğmuş, ömrü İstanbul’da geçmiş Sait Faik’in neden Bursa Lisesi’nde okuduğunu merak ederdim öğrencilik yıllarımda. Bir öğretmenime sormuştum. O da bana ödev vermişti. (Bir öğretmen olarak kendim de yaptığım gibi…) Bu bir tatlı yaramazlığın hikâyesiymiş meğer.

O zamanki araştırmam sonucu ulaştığım, şimdilerde internet ortamında da bolca dolaşan bir anı. Anlatan ise Bursa Lisesi mezunu olan gazeteci Hikmet Feridun Es, Sait Faik’in kişiliğini de ortaya koyan bu anısını (Hayat Haziran 1954) şöyle anlatıyor:

“Arapça hocası kürsüye doğru ilerledi. İskemlesine oturdu. Fakat oturmasıyla yerinden fırlaması bir oldu. Sonra öğrencilere dönerek sordu:

-Bu iğneyi benim minderime kim koydu? Sınıfta çıt yok.

-Söyleyin diyorum! Kim koydu bu iğneyi? Ağzını açan olmadı. Hoca efendi köpürdü:

-Şayet cevap vermezseniz hepiniz sürgüne gidersiniz! Sürgün! O da ne? Bu kelimeyi ilk defa işitiyorduk. Arapça öğretmeni biraz daha bekledikten sonra:

-Peki, öyle ise! Dedi ve eteklerini savurarak sınıftan çıktı gitti. O gün İstanbul Lisesi allak bullak oldu. Ertesi gün hocanın minderine iğne koyan 41 haylazdan bütün gazeteler büyük başlıklarla bahsettiler. Bir hafta sonra da karar verildi. Salih hocanın dediği çıkmıştı. 41 yaramaz İstanbul Lisesi’nden Bursa Lisesi’ne sürgün gönderildi. İşte Sait Faik’i ben bu yaramazlar sınıfında, 41 sürgünün içinde tanıdım. Sınıfta o benim arkamdaki sırada otururdu. Sait sürgüne gitti ve Bursa Lisesi’nden mezun oldu. Küçük bir toplu iğne hayatındaki ilk virajı çizmişti. Yıllarca bu iğne hadisesini unutamadı. Mektepten ve Salih hocadan her söz açıldıkça:

-Ne de efendi adamdı! Nasıl elimiz vardı da o iğneyi minderine koyduk! Diyordu.

Aradan yıllar geçti. Bir gece yarısı Sait Faik’i Beyoğlu’nda Ağa Camii durağında gördüm. Büyük bir haberi varmış gibi önümü kesti.

-Ne oldu biliyor musun? Dedi. Merakla yüzüne baktığımı görünce anlatmaya başladı:

-Salih hocayı gördüm!

-Nerede?

-Eyüp Sultan’da. Yanına koşup elini öptüm ve “Hoca efendi, bizi affettin mi?” dedim. Hoca şaşırdı. Sonra ”Niçin sizi affedeyim? Sebep ne?” dedi. – Hani şu iğne meselesi hoca efendi.” Elini öptüğüm zat büsbütün afalladı. “Evladım! Sen yanılıyorsun galiba. Beni birisine benzetmiş olmayasın” Bu sefer ben şaşaladım. “Siz Arapça hocası Salih Efendi değil misiniz?” Güldü. “Yok çocuğum. Ne münasebet. Ben Arapça hocası değilim. İsmim de Salih değil.” Bu sefer boynumu büktüm. “Bir çocukluk yaramazlığının vicdan azabı içindeyim hoca efendi. Benzettiğim kimse olmasanız bile zararı yok. Onun namına beni affetseniz de şu iş olup bitse.” Hoca gülümsedi. “Affettim gitti oğlum.” Bir daha elini öptüm ve ayrıldım. Sait Faik durdu ve bir yükten kurtulmuş gibi:

-Oh be yahu… Hafifledim vallahi! Bir vicdan azabı onu yıllarca adım adım takip etmişti.”

***

Çok uzattım ama bir küçük bilgi ile de bitirmiş olayım:

23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul’da 11 Mayıs 1954’te 48 yaşında sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi’nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi’nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ailesi İstanbul’a yerleşince İstanbul Sultanisi’ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928’de buradan mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. Ekonomi öğrenimi için İsviçre Lozan’a gitti. Kısa süre kaldı ve Fransa’ya geçti. 3 yıl Fransa’da Grenoble’da yaşadı. Eğitimini yarım bırakarak 1933’te İstanbul’a döndü. Kısa bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe grup dersleri öğretmenliği yaptı. Babasının desteğiyle girdiği ticarette de başarılı olamadı. Daha sonra hiçbir işle uğraşmadı. Geçimini babasından kalan mirasla sürdürdü. Yaşamını Şişli’de Bulgar Çarşısı’ndaki apartman ve Burgaz Ada’daki köşklerinde annesiyle geçirdi.

Şiir yazmaya İstanbul Sultanisi’ndeki öğrencilik günlerinde başladı. Öyküye Bursa’daki öğrencilik zamanında geçti. İlk öyküsü “Uçurtmalar” 9 Aralık 1929’da Milliyet gazetesinin sanat sayfasında yayınlandı. 1934-1940 arasında Varlık, Ağaç, Servet-i Fünun, Uyanış, Ses, Yeni Ses, Yaprak, Yenilik gibi dergilerde yayınlanan öykülerinle tanınmaya başladı. O “ben” evrensel bir insanlık duygusunun odağı olduğu için, insanlığın tüm çelişkilerini, bunalımlarını öyküsünün temeline yerleştirdi. Ona göre her şey insanı sevmekle başlar. İlk dönem ürünü öykü kitaplarında Adapazarı ile İstanbul’daki çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anlattı.

Sonraki yapıtları giderek bir şiirsellikle doldu. “Lüzumsuz Adam”, “Mahalle Kahvesi”, “Havada Bulut” gibi eserlerinde esnaf, işsizler gibi dertli insanlara, toplumun acı çeken kesimlerine yöneldi. “Kumpanya” ile öykülerine giren karakterler arttı. Gezgin tiyatro topluluğu, cambazhane çalışanları, emekli miralay, Galata, Samatya, Yedikule’deki deri işçileri, meyhaneler, sabahçı kahveleri, çımacılar, garsonlar. “Son Kuşlar”da bir tür düş kırıklığı hissedilir. Sait Faik, toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikler, adaletsizlikler karşısında direnen insanın yalnızlığını keşfeder. Sonraki kitaplarında bu karamsarlık artar. “Alemdağda Var Bir Yılan”la gerçeküstücülüğe yöneldi. Hikayedeki konu ve olay akışını iyice ortadan kaldırdı. Öykülemeyi ruhsal değişiklikler yoluyla yaptı. Gerçeküstücü öğelerle kişinin yalnızlığı ve bunun yarattığı acıları irdeledi. Öykü, roman ve şiirlerini yaşamın hakkını vermek için yazdı. Sürekli kullandığı ana tema yaşama sevinci oldu. Sıradan insanlar, işsizler, hamallar, balıkçılar, sokak kadınları, kimsesiz çocuklar, emekçiler ve küçük burjuvalar onun insanlarıdır. O bu insanlarda evrensel insanı yakaladı. Aynı zamanda bir İstanbul öykücüsüdür. Doğa güzellikleri karşısında başı döner. Toplumsal sorunlar onu bireysel planda bir hayıflanmaya sürükler. Böyle anlarda karamsar bir tablo çizer. Toplumsal çelişkiler karşısındaki tavrı öfke, yenilgi ve kaçış olur.

Ölümünden sonra Burgaz Ada’daki evi müze haline getirildi. Annesi “Sait Faik Hikaye Ödülü” oluşturdu. Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı Amerika’daki Uluslararası Mark Twain Derneği’nin onur üyeliğine seçildi.

 

Şiirlerinden bazı örnekler:

Bazı akşam üsteleri, oturur

Hikayeler yazardım, deli gibi!

Ben hikaye yazarken

Kafamdaki insanlar

Balığa çıkarlardı.

Kadınlar, kahve cezvelerini ısıtan,

Mavi ışıklı ispirto lambalarını yakarlardı.

***

Neremden geliyor bu sevinç?

Sana baktıkça çocuğum:

Maviliklerin, badem ağaçlarının, metrük havuzların kurbağa seslerinin

Güzelliğinim

İskele çımacısının altın yüreğini…

Gelecek bir sabah vakti, güneşten;

– Derin elemlere rüzgar-

Bastonunda kış armutları asılı

Küpeştesinde ekmek ayvaları,

Kirli yelkenine fırtınalar sarılı

Kavunlarında sulh ve sükun

Halatlarında mesut sahillerle

Bir ceylan-ı bahri

***

Ve bir hikâyesinden…

SON KUŞLAR

Kış, Ada’nın her tarafında yerleşebilmek için rüzgârlarını poyraz, yıldız poyraz, maestro, dıramudana, gündoğusu, batı karayel, karayel halinde seferber ettiği zaman; öteki yakada yaz, daha pılısını pırtısını toplamamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştur. Gitmekle gitmemek arasında sallanır bir halde, elinde bir pasaport, çıkınında üç beş altın, bekleyen bu güzel yüzlü göçmen tazeyi benden başka bu Ada’da seven hemen hiç kimse yoktur, diyebilirim. –Övünmek için değil-

Herkesin yeni başlayacak olan altı-yedi aylık soğuk hayata kendini şimdiden alıştırmak ve hazırlamak için bir şeyler yapmaya çalıştığı öyle günlerde ben, tembelliğim, hep kaçanı kovalama huyumla yazın, o güzel göçmenin peşine düşmüşümdür. Nerede yakalarsam orada kucaklarım onu. Kimi bir çamın gölgesinde durgun ve güneşsizdir. Kimi bir çalılığın kenarındaki çimenlikte bütün eski ihtişamıyla daha yeni başlamıştır.

Yazın daha parça parça, lime lime, bohça bohça eşyalarıyla gitmek için fazla telaş etmediği Ada’nın bu yakasında, hiçbir ev yoktur. Yalnız bir tek kır kahvesi vardır.

Bir küçük koyun hemen beş-on metre yukarısında, bir apartman terası kadar ufak bu kır kahvesinin tahta masaları üstünde, hâlâ karıncalar gezer. Hâlâ sinekler kahve fincanının etrafına konarlar. Bütün sesler kesilmiştir. Kimi gökyüzünden bir uçak homurtusu gelir. İçindeki, şimdi Yeşilköy’e inecek yolcuları düşündüğüm, yalnız bu yazıyı yazarken oldu. Ondan evvel de uçaklar geçmişti. Ama, hiç içindeki Yeşilköy’e neredeyse ineceklerini, daha şu iki satırın sonunda inmiş bile olduklarını düşünmemiştim.

Kahvecinin kendisi sevimsiz bir adamdır. Kahveciden çok, ters bir devlet memuru hüviyeti taşır. Hastalıklı olmasa, doktorlar fazla yorulmamasını salık vermemiş olsalar, dünyada kahveci olmazdı. Tersine, ben ömrümce iyi bir kahve bulamadığım için, kahveci olmamışımdır. Bir kır kahvesi, bir köyün kahvesinin üç-beş gediklisi… bundan güzel bir ömür mü olur, elli-altmış senelik yaşam, bundan güzel.

Ağaçtan ağaca serilmiş beyaz çamaşırlar bu kadar durgun, güneşsiz, ıslak bir şekilde ılık havada hiç kurumayacaklar. Bu kedi, tahta masanın üstüne çıkmış, köpeğime durmadan homurdanacak mı? Sandalyenin üstündeki vişneçürüğü rengindeki delik çoraplar… Asmanın yaprakları daha yemyeşil. Bizim bahçedeki kurudu bile.

Deniz, Bozburun’a doğru başını almış gidiyor. Uzaklarda görünen, İstanbul’un neresi kimbilir? Sesler neden gelmiyor?

Bir başka uçağın sesi gelmeye başladı. Bizim Ada, uçakların geçtikleri bir yol güzergahı olmalı ki, hep ya

***

Derleyip Hazırlayan: İzzet Irmak

Share

1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İzzet IRMAK hakkında 339 makale
1981 Van doğumlu. Yüzüncüyıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Mezunu. Milli Eğitim Bakanlığında Öğretmen. Çeşitli dergi, gazete, İnternet sitesi ve platformlarda yazar. Güncel yazılar, gezi yazıları ve öyküler yazmaktadır. Kitap çalışmaları devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.